Hiç düşündünüz mü, eczacılık ruhsatı almak aslında sadece kağıt işi midir? Pek çok kişinin gözünde bu süreç; bir miktar evrak, bir iki fotoğraf ve bir başvuru – tamam işte, diyerek geçiyor. Bence hiç de öyle değil. Hadi, yıllardır İstanbul’da eczane işletmiş biri olarak, size kendi gözümden tümüyle anlatayım. Belki siz de bu yolculuğa çıkmaya niyetlisinizdir. Ya da sadece merak ettiniz. Buyurun, biraz konuşalım!
Eczacılık Ruhsatı Yolculuğuna Nasıl Çıkılır
Neden bu kadar çok insan, eczacılığın zorlu fakat bir o kadar da anlamlı tarafına gönül veriyor? Her şeyden önce, insanların sağlığına dokunmak, bence paha biçilemez bir his. Tabii “eczacı olmak” kolay oluyor mu? Hiç sanmam. Üniversite yılları boyunca kokusu burnuma sinen farmasötik laboratuvarları ve sabaha kadar not tutulan dersleri hatırlayınca, gerçekten ciddi bir emek harcıyoruz. Mezun olduktan sonra ise asıl mesele başlıyor: Kendi eczaneni açmak üzere ruhsat almak.
Türkiye’de bir eczane açmak için öncelikle Eczacılık Fakültesi mezunu olmak şart. Tüm dersler bitecek, staj tamamlanacak ve diplomayı elinize alacaksınız. Sonra işin resmi tarafına geçiyoruz: Türk Eczacıları Birliği’ne üye olmanız gerekiyor; bunun için de gereken evraklar hazırlanmalı. Ben ilk başvurumu hazırlarken, listenin uzunluğunu görünce şaşırmıştım. İşte tam o anda, eczane açmanın sadece ilaç satmak olmadığını anlıyorsunuz.
Bakın, ruhsat alabilmek için olmazsa olmaz belgeler şunlar: mezuniyet diploması, staj belgeleri, ikametgâh, adli sicil kaydı, vesikalık fotoğraf ve sabıka kaydınızın temiz olması gerekiyor. Ne dersiniz, zor mu? Bunlar elde; peki sonrası?
Şimdi, eczane açacağınız ilçede ve bölgede eczane başvuru kontenjanını kontrol etmek lazım. Türkiye’de 3500 kişiye bir eczane kuralı var; bu, her mahallede bir eczane açamayacağınız anlamına geliyor. O yüzden, İstanbul’un yoğun ilçelerinde, mesela Kadıköy ya da Beşiktaş’ta, çok iyi araştırmalı ve başvurunuzu zamanında yapmalısınız. Ben 2000’lerin başında Kadıköy’de eczane açmaya niyetlendiğimde, kontenjan biter bitmez iki kişi önümde sıraya girmişti. Stresliydi ama gerçekten heyecanlıydı da.
Tüm belgeler toplanıp, nüfus müdürlüğünden alınan yerleşim yeri belgesiyle birlikte İl Sağlık Müdürlüğü’ne başvuru yapıyoruz. Bence bu noktada sabırlı olmak önemli, çünkü burada kontroller oldukça detaylı yapılıyor. Eksik ya da yanlış belge olursa süreç uzar. İnşaat halindeki eczane dükkânında duvarların arasından gelen matkap sesi, bir yandan ruhsat beklerken hiçe karışan heyecan ve serin boya kokusu… Tüm bu ayrıntılar, bu süreci hafızadan silinmez kılıyor.
Başvuru kabul edilirse, denetim günü belirleniyor ve Sağlık Müdürlüğü ekipleri açılış öncesi eczanenizi yerinde inceliyor. Raflar sağlam mı, girişteki alan yeterli mi, ışıklandırma uygun mu diye teker teker bakıyorlar. Benim eczanemin açılış sabahı, mekândaki taze ahşap kokusu hâlâ burnumda. Cam tezgâhlara ellerimi sürüp ilk günkü heyecanı bugün bile hatırlıyorum.
İstanbul’da Eczane Açmak Ve Projelerde Yaşananlar
Hiç merak ettiniz mi, İstanbul gibi dev bir kentte eczanecilik yapmak nasıl bir duygu? Öncelikle; burada her mahalle, kendi dinamiğiyle hareket ediyor. Benim ilk eczanem Bostancı’da küçük, seslerin yankılandığı taş bir binadaydı. O taşların dokusu ve rutubet kokusu… Hâlâ aklımda. Sonraki senelerde Kemerburgaz’daki eczane açma projemde ise yepyeni bir apartmanın zemin katında, henüz elektrikler tam bağlanmadan çalışmaya başlamıştık. Duvarların arasından inşaat ustalarının ayak seslerini, birbirlerine bağırarak söyledikleri talimatları duymadan olmaz. Her açılış başkaydı.
İstanbul’da ruhsat alırken önemli bir detay; eczanenizin ulaşımı kolay, görünürlüğü yüksek ve hastanelere yakın olması şu anda daha da kıymetli oldu. Çünkü rekabet fazla ve hizmet kalitesiyle öne çıkmanız lazım. Proje sürecinde, mimar seçerken mekânın ferahlığına ve doğal ışık almasına çok dikkat etmiştim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, ışığın reçetelerin üzerine düşüşü, müşterilerin içeri adım attığında duyduğu güven duygusu binaların camından çok kesinlikle sizin vizyonunuzdan geliyor diyebilirim.
Birçok yeni mezunun sorduğu sorulardan biri de, bütün sürecin ne kadar sürdüğü. Bence eğer tüm evrak hazır ve yer seçimi doğruysa, ruhsat işlemi 1-2 ay arasında biter. Ancak mekânsal tasarım, denetimden geçiş, tabelanın uygun olup olmadığına bakış gibi pratikte birçok zaman harcatan ayrıntı var. Örneğin; Kemerburgaz’daki projede, sadece tabelanın yüksekliği için üç kez belediye onayı almak zorunda kalmıştık. Herkes hazırlıklı olsun – çoğu zaman sorunun teknik değil, iletişimle ilgili olduğunu görecektir.
Tasarım kadar, ilaç saklama koşulları da önemli. Rafların kolay silinebilir olması, soğuk zincir ürünler için ayrı bir dolap bulundurmak, yangın güvenliği ve müşteri mahremiyeti adına danışma bölümü ayırmak detay gibi görünse de denetimde gözden kaçan en ufak şey ciddi sorun oluşturabilir. Yani eczane dokusu deyince sadece duvar ya da mobilya değil, her ayrıntı güvenliğiniz ve hastalarınız için taş gibi sağlam olmalı.
Bunları yaşamadan anlamak zor ama herkes kendi yolculuğunu kendisi yaşayacak. Dışarıdan bakınca basit gibi gelen tüm bu işlerin iç yüzünü gördükçe, “Acaba baştan başlasam nasıl olurdu?” diye düşündüğüm çok oldu. Sanırım en güzel tarafı ise; her sabah dükkanınızın kepengini açarken, hala ilginç bir heyecan içinde olmanız. Ya sizce öyle mi? Siz olsanız nerede, nasıl bir eczane açmak isterdiniz?