Eczane Açarken Karşılaşabileceğiniz En Büyük Engeller

Sermaye Yeter mi Gerçekten

Eczane açmak… Kulağa hoş geliyor değil mi Birazcık beyaz önlük birazcık raflar dolusu ilaç belki küçüklüğünde doktorculuk oynardın belki o zamanlardan kalma bir tutku… ama gerçek dediğimiz o koca kelime, insanın suratına tokadı basınca durum değişiyor. Bir gün oturup da bir eczane açmaya kalkarsan ilk ağızdan duyacağın şey şudur ki öyle “hadi bir yer bulayım da ilaçları dizerim”le olacak iş değil bu. Çünkü ne yazık ki, bu sektör sünnet düğünü değil… para olmadan başlamıyor.
Sermaye başta olmak üzere “neden olmuştu” dedirten sıkıntılar yumağının başlangıcı. Kimse sana “buyur kardeşim al şu anahtarı, rafların dolu, kasanda üç-beş müşteri fişi var” demiyor. Her şey sıfırdan. Kiralayacağın dükkân, dekorasyon masrafı, raf sistemleri, güvenlik önlemleri… Bitmedi elbette. En acı veren detay ilaç stoku. O taze eczacının yüzünü düşüren Ana unsur mesele ilaç maliyeti. Kimi zaman öyle anlar oluyor ki bir kutu ilacın fiyatı yeni mezun bir eczacının bursundan daha çok.
Bir arkadaşım anlatmıştı, daha okul bitmeden sevdalanmış bu mesleğe. Eczanesini açma hayalleri kurarken krediye başvurmuş. Diyor ki “Banka o kadar çok evrak istedi ki benim müşteri kartım, kimlik fotokopim dışında her şeylerini teslim ettim.” Sonunda limiti aldı lakin o da nereye yettiyse… Raflar hala eksikmiş, POS cihazı bile kiralık alınmış.
Korkunç ama gerçek, bazı eczacılar dükkânı kurmak için borç içinde yüzelim mi yol alalım mı ikileminde kalıyor. Üstelik sadece ve sadece para değil, zaman ve enerji de öyle hop deyince bulunmuyor. Bu yolun asfaltı kırık, bazen çakıllı, bazen de çamurlu. Ve eğer yürekten istemiyorsan, yavaşça pes ediverenlerden oluveriyorsun.

Mevzuatla Dans Etmeyi Öğrenmeden Açamazsın

Rahatsız eden bir şey var şu müessesede… Mevzuat. Kural üstüne kural üstüne madde üstüne maddenin eklendiği koca bir reçete misali. Vücut direnci düşük olan kaldıramaz. Yetki belgesi dedikleri bir şey var ki bi alsan da tam almış sayılmıyorsun. Çünkü iş orda bitmiyor. Ruhsat başvurusu belgeler, noter tasdikli imza sirküleri, yangın raporu, belediyeden alınan sokak betimleme yazısı bile var. Evet, yanlış duymadın sokağın hikayesini de istiyorlar neredeyse.
Çocukken karne alırken nasıl kalbin çarpardı, işte bir başvuruya yanıt beklerken de aynı kalp ritmi. “Görüştü” diyorlar, ele alındı diye mesaj geliyor ama bir türlü “onaylandı” denmiyor. Hatta bazen başvuru eksik diye geri de gönderilebilir ki bunun sonucunda tamamı hevesi kursaklarda bırakır.
Kimi zaman, o kadar içinden çıkılması müşkül hale gelebiliyor ki bir eczacı tanıdığım “mevzuatları okumaktan ilaç prospektüslerine vakit kalmadı” demişti. O kadar. Düşünsene, sen zaten kutu kutu ilaç ezberlemişsin, bir de paragraf paragraf mevzuatı da ezberlemen gerekiyor. Devlet sana şunu söylüyor misali “dükkanın olsun istiyorsan önce sınavımı geç.”
Bundan dolayı sayısız genç eczacı ya bir eczanede çalışmayı tercih ediyor ya da devren bir yer alabilmek için çırpınıp duruyor. Çünkü limitler, demografik düzenlemeler, sokak başı sayımlar falan derken, özgürlük değil denetim teneffüs ediliyor.

Yer Seçimi Küçük Bir Harita Oyunu Değil

Zannedilir ki dükkan açmak çocuk oyuncağı. Yerini seç geç. Halbuki bunun altında yatan o kadar derin detay var ki. Öncelikle belli bölgelerde eczane açmak yasak. Çünkü ilaç sektöründe bile mahalle kavgası misali sınırlar söz konusu. “Şuradan aşağı olmaz, şu hastaneye bu kadar yakınlık gerekir, şu bölgede zaten şu kadar eczane varmış” diye başlayan bir karmaşanın içindesin.
İşte o yüzden kafaya estiği misali bir tabela asmıyorsun hiçbir yere. Tespit edilmiş bir mesafe kuralı var ki mahallenin krokisi bile ezberleniyor bu süreçte. Bunu duyan bir tanıdık demişti “Bu iş, navigasyon değil haritacılıkla çözülüyor.” Tabelanı nereye koyacağın dahi müdebbir.
Problem şu, sen kiraya tutuldun, bitirdin dekorasyonu ama mevzuattan biri gelip de “bu mesafede başka eczane varmış, bu olmaz” derse yandın. Cebinden çıkan para da yandı hayalin de yandı. Kimi zaman biri açılışa son iki gün kala bu yüzden vazgeçmişti. Düşünsene, adını yazdırdığın kartvizitlerin elinde, ama kapıyı açamıyorsun.
Ve bu işin duygusal tarafı da var. Belki doğduğun mahalleye dükkan açacaktın. Belki o sokağı çocukluğundan beri seviyorsun. Ama olmuyor işte. Sevdalandığın mahalleye eczane açamıyorsun. Ya da açsan da başka bir eczaneyle aranda babadan kalma yıllık bir mesafe sorunu var. Bunun sonucunda tuz biber oluyor.

Rakipler Eczane Değil Sanki Satranç Oyuncusu

Boş yere rekabet demiyorlar. Günümüzde bir eczane açmak, bazen bir savaşa girmek misali. Karşındaki rakip eczane açıldığını duyunca hemen tedbir paketleri açıklıyor. İndirimli ürün listeleri çıkartılmıştı, promosyonlar yayınladı, hatta bazen müşteriye mahsus notlarla “Ayşe teyze bu ilacı bizde alırsan puanın artacak” tarzı kampanyalar bile var.
Kimse bu işi yüzeysel yapmıyor. Herkes ayakta kalma derdinde. Çünkü ilaç işi öyle kâr marjı yüksek “maddi gücü yerinde olacağım” türünden bir pazar değil. Belki 90’larda öyleydi ama şimdi değil. Eczaneler arası o sessiz savaş, dışarıdan bakınca görünmüyor ama içeriden çok iyi hissediliyor. Seni ezmeden yoluna devam etmek isteyen yok. Deyim yerindeyse her eczacı bir diğerinin ensesine nefes üflüyor misali. Rahatsız edici derecede yakın bazen bu rekabet.
İşin kötüsü, insan ilişkisi de zedeleniyor. Küçük şehirlerde bu durum daha da gergin. Bir müşteri öteki eczaneden sana geldiğinde bile, iki dükkân arası bir sabırsızlık yankılanıyor. Paylaştı dediğin müşteriler bile bazen karşı tarafla dost olabiliyor. E haliyle bunun sonucunda kırıyor.
Bir de sosyal medya geldi ya, o da işin içine girince işler iyice karıştı. Artık her eczane küçük bir reklam ajansı misali. Broşür çıktısı yerine Instagram hikayesi paylaşılıyor. “Bugün grip olanlar için mahsus vitamin kombinasyonu geldi” diye duyurular paylaşılıyor.
Ama ilk kez açan biri için bu rekabet hem moral bozucu hem de acıklı. Hele ki sermayesini müşkül denkleştirmiş biriysen, karşıdaki eczaneye hiçbir problem olmadan gelen ilaçlar seninkine gecikmeli gelince de sandalyeye oturup “ben neye bulaştım” diye sormuşsun misali hissedilir. Çünkü öyle anlar olur ki ilaç değil umut eksik olur rafta.
Beklenmedik bir şey daha var. Müşteri profili değişti. Herkes daha mütebahhir ama her mütebahhir müşteri iyi niyetli olmaz. Doktorun tavsiyesinden çok internette okuduğunu referans alan kitleyle baş etmek gerekir. Eczacı kimliğinden kuşku duyanlarla “ama bu ilaç mideyi bozar mı” misali şüpheler üzerine kurulu diyaloglarda, sabır bir sınav misali yaşanır.
Başa dönersek… Eczane açmak sadece ve sadece bir kapıyı açmak değil. Bir mesuliyet zinciri. En ufak ekonomik dalgalanma sana fatura