Eczane Açarken Karşılaşabileceğiniz En Büyük Engeller

Sertifikalardan Ruhsatlara Uzanan İçinden çıkılması müşkül Yolculuk

Eli kolu dolu bir şekilde hayalleriyle gelen her genç eczacı adayının gözlerinin içi parlar. Öyle ya sen yıllarını kitaplara göm, sınavlardan sınavlara koş, geceni gündüzüne kat sonra gelip bir kapıda takıl. Dile kolay ama yaşarken insanı çökertir, hele bir de karşına bürokratik dağlar çıkınca.
İlk adımı atmak isteyen herkesin ayağına dolanan o klasik senaryo senden de eksik olmaz. Hayatının eczanesini açmak için heveslenmişsin, o heyecanı içten içe yaşıyorsun ama kağıt kalem işleri öyle bir bastırır ki hevesin kursakta kalır. Aslında dost meclisinde biri söylemişti, dile kolay ruhsat almak dedikleri çileli bir maraton. Sana düşense koşarken düşmemek.
Diplomanı eline aldığın gün her şey bir çırpıda hallolacak sanarsın ama acı bir gerçek kapını çalar. “Eczane açma ruhsatı nasıl alınır” diye girdiğin o forum başlıkları seni dipsiz bir kuyuya itebilir. Çünkü zaman zaman öyle şeylerle karşılaşılıyor ki, biri anlatınca masal sanarsın. Mesela biri paylaşmıştı, olmazsa olmaz belgeleri tamamlayıp ilacını rafına koyacakken eczane açılmak istenen binanın sağlık açısından uygun olmadığı gerekçesiyle izin çıkmamış. Bina, bina dedikleri de taş duvar işte ama devletin gözünde öyle değil. Sağlık müdürlüğünün kriterleri bakkal açmaya benzemez, her santim sayılı, her ölçü tartılı.
Bürokrasi dediğin şey sadece ve sadece bir kalem imza diye küçümsenir ya işte yanılgı burada başlar. Hiç ummadığın bir evrak eksik diye aşama haftalarca durur. Biri demişti, imarla ilgili belgeyi sabah alıp götürmüş ama görevli kahve molasındaymış, öğlene kadar beklemek zorunda kalmış çünkü dosyasız işlem yapılamıyormuş. Duyduğumda gülümsedim ama aslında içim sıkıldı. Sen sistemin hızına değil kendi sabrına güveneceksin.
İşin bir de kontenjan kısmı var. Yani ha deyince bir yere eczane açamıyorsun. İlçedeki eczacı nüfusuna göre kısıtlama var. Bunu duyduğumda epey üzülüp biraz da sinirlenmiştim çünkü nereye gitsen yer dolu. İnsan emeğini rafa mı kaldırmalı?
Hayır, burada pes etmek yok demiştim. Sonra mekan arayışına çıktım. Yer bulunmaz denir ama bir yer bulunur ama ya küçük gelir ya pahalıdır ya da civarda başka eczane vardır. Sağlık Bakanlığı kriterlerinde minimum mesafe şartı var. Arada birkaç metre yüzünden verilen emek çöp ihtimal dahilinde. Ah o birkaç metre! Gözle görünmez ama insanın hayalini gölgeler.
Bir de tam her şey halloldu derken bazı belgelerin yenilenme süresi gelir. Evraklar otelde konaklamıyor ya, bir tarihe kadar geçerli. O süreyi kaçırırsan hepsi iş baştan. Bir arkadaşım tarihi kaçırdığı için tekrar staj yapması gerekmişti. Staj yani mesleğe adım atmadan önce köprü ama geri dönersen o köprü ayağında yıkılır. Onun moralini toparlaması aylar sürdü ve sonunda memlekete dönüp kamuya başvurdu.
Ruhsat alımı kadar sertifikalar da var, laboratuvar eğitimi belgeleri, meslek odasından alınacak uygunluk görüşü, yangın ve yapı ruhsatı, belediye izni. Ucundan kıyısından azıcık eksik olan her şey başını derde sokabilir. Sen eczacı olmuşsun ama kağıtlar olmadan o raftaki ilaçlar yetim kalır.

Ekonomik Gerçekler, Hayal Kırıklığına Dönüşen Tablolar

Bir eczane açarken yalnız değilsin misali hissedersin. Devlet var ya hani destek olur sanırsın. İlk yıllarında bilhassa genç eczacılar için kredi olanakları falan var danışmalar öyle söyledi. Ama söyleyenle yaşayan bir olmuyor. Çünkü eczane dediğin kırtasiye değil. İlacı temin edeceksin, personel çalıştıracaksın, yazarkasa, barkod sistemi, bilgisayar sistemi, raf sistemleri, dolaplar, oturma alanı… Yani harcama bitmez. Başında durmadan nakit akar gider.
“Eczane kurulum maliyeti” diye arattığında önüne çıkan o rakamlar seni hayattan bile soğutur. Hele İstanbul’da, hele merkezi bir ilçede bir metrekare yerin dahi maliyeti bel büküyor. İnsan bir anlık sersemliyor. Kira ödemekten önce canı çıkıyor. Bir eczacı arkadaşımla geçen ay oturup hesapladık ilk ay için malzeme, ilaç stoğu ve çalışma düzeni kurulumuyla birlikte neredeyse 1 milyon lira harcamıştı. Üstelik krediyle. Her ay bankaya ödeme yapmak bir yana, raflarındaki ilacın yüzde kırkı rafta çürüyor çünkü reçetesiz alınamıyor. Takibe düşmeden yürümek maharet.
“Eczane kar marjı ne kadar” diye sordular bana, yıldızlı cevap verdim düşüktür. İlaçta sabit oran, yüzde 25’i geçmiyor. Eczacı kazanıyor derler, kazanıyorsa da sırtında bini var. Kiradan stoklara kadar, her şey cepte delik açar. Hele SGK ödemeleri geç gelir, üç ay bekle, sonra itirazla uğraş. Eczaneye para girse de çıkış hızı Formula 1 pilotu misali.
Enflasyon canavarı da misafir sayılmaz, evde kalıcı. Raflara gelen zam etiketi, hastaya yansımasa da eczacıyı içten içe tüketir. Zaten son dönemde döviz fiyatları resmen ilaçların fiyatlarını hop oturtup zıplatıyor. Eczacı da üretici de ilaç firması da ayakta kalmak istiyor ama biri sevinince öteki üzülüyor. Itidal yok, sadece ve sadece çaba var.
Benim dayımın arkadaşı, yılların eczacısı, geçenlerde kapattı dükkanı çünkü döndüremedi. Halbuki herkes iyi bilir onun adını. Hani eski semtlerde dost misali kapıdan selamla girilen eczaneler olurdu ya, işte öyleydi onunki. Ama değişti zaman. Duygu yüklü hatıralar rafların arkasına sıkıştı, yerine sadece ve sadece maliyetler konuşuldu.

Rekabet, Ticaret Arasındaki İnsan Kalmak Zorlaşır

Bir mahallede birden fazla eczane olunca rekabet baş gösterir. Normalde hizmetse hizmettir, ama işin içine ticaret girince işin rengi değişir. Düşünsene ilacın sabit fiyatı olduğu halde eczaneler müşteri çekmek için neredeyse yarış atına döner. Kampanya yapamazsın, fiyat indiremezsin ama bir şekilde “uğranan” eczane olman gerekir.
“Eczane açmak mantıklı mı” diye sormuşlardı bana bir gün. Yanıtladım. Evet dedim ama kolay değil dedim. Çünkü ilacın dışında başka şeyler de satılıyor artık kozmetik, vitamin, medikal ürün. Öyle ki bazı eczaneler adeta küçük bir AVM misali. Rekabet de buradan doğuyor zaten. Hem sağlık hizmeti sunmak hem ayakta kalmak lüks değil mecburiyet.
Hastalar bile artık neyin ne olduğunu biliyor o yüzden hizmetteki fark hissedilir. Biri söyledi geçenlerde bir hastanın sırf güleryüzlü karşılamadığı için başka eczaneye gittiğini. İnsan kırılır ama gerçek bu. Ticaretin kuralı müşteri hoşnutluğu ama sağlıkta bu ölçü daha da ince.
Eczacı olmak, sadece ve sadece ilaç vermek değil, bazen danışman misali çalışmak, bazen psikolog misali dinlemek. Gelen hasta anlatır derdini bazen reçetesiz bir merhem, bazen sadece ve sadece bir cümle bekler. Ve sen orada olduğunda, onu güler yüzle karşıladığında fark yaratırsın ama içten içe günün sonunda seni tüketir. Çünkü sen de insansın.
Bazı eczaneler sırf rekabetten dolayı kapanacak misali oluyor. Kampüs çevresindeki eczacılar sabah 8’de açıyor akşam 10′