Eczane Açma Şartları Son Yıllarda Nasıl Değişti

Hayat çabuk akıyor. Bugün gözünü açıyorsun, eczacı diplomanı yeni almışsın. Ertesi gün bir bakmışsın çılgın bir dosya kalabalığının tam ortasındasın. Herkes bir şey söylüyor. Kimisi diyor artık eczane açmak çok zorlaştı, kimisi yok o iş kolaylaştı artık deyip geçiyor. O hengâmede insanın kafası karışmaz mı. Karışıyor. Hele bir de yıllardır bu hayali kurduysan. Küçük yaşta eczanede çalışan ablanı gördüysen, ara ara çocukken o cam tezgâhın ardında otururken ben de bir gün buraya sahip olacağım demişsen. İşte o hayalin değişik yollarla, bazen diken üstünde, bazen dört nala koşarak sana gelişini anlatmak istiyorum şimdi.
Ezcane açmanın artık sadece ve sadece diploma işinden çıkıp küçük çaplı bir stratejiye döndüğünü duyduğumda inanamamıştım. Sadece ve sadece şehirde değil, kırsalda bile bir lokasyonun tahsisi, nüfus sayıları, o bölgede başka bir eczanın olup olmayışı misali detayların işin rengi olduğu söylendi. Duyar duymaz dedim ki burada bir hikâye var. Ve herkes bu hikâyeyi doğru düzgün bilmeli.

Nüfus Kriteriyle Başlayan Sessiz Savaş

Zamanında bir arkadaşım vardı. Adı Zeliha. Mezuniyetimizin hemen ardından eczanesini açmak için kolları sıvamıştı. Fakat bir akşam otururken ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığını anlattı. Açmayı düşündüğüm yerde zaten bir eczane varmış dedi. Üstüne bir de bölge o kadar küçükmüş ki nüfus kriterlerini karşılamıyormuş. Daha önce istersen 10 metrekare dükkân bul, aç. Kimse bir şey demezdi. Şimdi öyle mi. Mecbursun bölge nüfusunu dikkate almaya. Sistem şöyle işliyor diye anlattı her 3500 kişi için bir eczane açılabiliyor. Yani düşün, bulunduğun yerde nüfus 7000. İki eczane var. Üçüncüsü kanunen sokulmuyor. “Ama ben başka bir hizmet üstünlüğü getiriyorum” bahanesi de kabul değil. Kural, kural.
Bu değişim tabii Zeliha’yı üzmedi değil. Ezcane bulma hayalleri süt şişesindeki gazoz misali fokur fokur patladı içinde. Fakat bir yandan da şunu dürüstçe söyledi. Böyle olması iyi aslında, çünkü eski düzende herkes her yere sıkışmıştı. Tekrar düşündüm. Belki de bu şekilde eczane yoğunluğu dengelenmiş oldu. Hizmet niteliği arttı denebilir mi. Denir. Çünkü herkes dört köşe iş yapınca değil de, farkında alanlarda hizmet verince hem vatandaş hem sektör biraz daha nefes alıyor.

Yer Tahsisi ve Koordinat Sistemi Çıkmazı

Bir eczacı tanıdığım daha var. Aslen Tokatlı ama İstanbul’da yaşıyor. Genç bir heyecanla Ataşehir’de bir eczane açma planı yaptı. Fakat gel gör ki eczacılar odası bu işe havada takla attıracak kadar kriter getiriyor. Öyle dükkân tuttum, tabelayı astım, hadi başladım denmiyor. Önce odadan ‘evet’ alman lazım. Harita sistemi devreye giriyor. İşte o an işler değişiyor. Harita dedikleri şey, resmen bir eczane koordinat ağı. Yani açacağın yerle en yakın eczane arasındaki mesafe bile ölçülüyor. En az 100 metre olmak zorunda. Aksi takdirde izin yok. Bir de harita üstünden sana uygun bölgeleri gösteriyorlar. Seçenekleri görünce bir hissiyat geliyor, “bunu kim tasarladı acaba” diye mırıldanmıştı arkadaş. Çünkü bazı noktalar tam köprü altı misali. Giren, çıkan bile yok. Fakat orası boş kaldıysa mecbur kalıp açabilen oluyor.
İnsan tamamı bu süreci yaşarken şu hissi yaşıyor. Hani eskiden mahallede bakkal, manav her köşe başındaydı ya. Şimdi olsa “gideceğin yer belli kardeşim, bu alan senin slotun” dercesine kontrol var. Ve bu kontrol bazen avantaj, bazen de bağlayıcı oluyor. Evet eczacılık otoritesi düzeni getirdi. Ama olay yalnızca itidal meselesi değil. Bazı bölgelerde halk gerçekten ulaşım zorluğu çekiyor. Hele yaşlılar. Düşün sabah tansiyon ilacını alacak, ama lokasyon haritada dolu diye eczane olmamış. Duydukları zaman fena bozuluyorlar. Birinin bizim için ses olması lazım dediklerinde kalbim sızladı. İşte bunun sonucunda sistemin en çelişkili tarafına işaret etti her şey insan odaklı görünüyor ama bazen insanın ulaşması gereken ilaca ulaşımı biraz ikinci planda bırakılıyor misali.

Depo Standartlarının Yeni Deyimi

Açık konuşmak gerekirse, eczane deyince aklına gelen tek şey tezgâh arkası değil artık. Gerçekten öyle değil. Şimdi işin depolama kısmı da epey değişti. Önceki yıllarda sıradan bir dolap bile yeter sayılırdı. Bugün ise belirli ısı aralıklarının olması gerekiyor. Sıcaklık izleme sistemleri, nem kontrol cihazları misali hayatında hiç duymayabileceğin şeyler kullanılıyor. Tamamı ilaçlar hayati olduğundan, seni onlar kadar müşkülpesent olmaya mecbur bırakıyorlar.
Bir de tabii mahrem denetmenler olayı var. Kulağa mahrem ajan filmi misali geldiği farkındayım. Ama gerçek bu. Eczanende standartları ihlal ettiğin tespit edilirse bir anda bir yazı masanda beliriyor. Üzülüyorsun. Çünkü bazen gerçekten büyük bir hata yapmıyorsun ama ustalık yetersizlik yüzünden çalışma düzeni seni cezalandırıyor.
Mesela bir olay vardı. Beşiktaş’ta küçük bir eczane. Sahibi nem ölçer bozulmuştu, farkında bile olmadım diye anlatmıştı. Ama o bozukluk bir denetimde tespit edilmiş. Ceza alınmıştı. O kadar üzgündü ki gözleri dolmuştu anlattığında. Onu dinlerken sadece ve sadece bir cümle kaldı aklımda. Bizim işimiz ilaç ama, bazen insanlığımız kadar sistemin insafına kalıyoruz demişti. Gerçekten çok dokunmuştu.
Bu bölümü düşünürken şu da çok dikkatimi çekti. Artık sayısız yerde ‘eczane açmak’ sadece ve sadece dükkan kiralamak değil, büyük ölçekli bir altyapı yatırımı demek haline geldi. Güç kaynağından tut, ilaç takibine kadar her şey sistemleşti. Eski usul, rafları kendin çakıp üstüne ilaç dizerken “oh be, hazırız” günü bitti. Herşey kurallı. Her şey belgeli. Tuhaf olan şu ki, bu kadar kural arasında hâlâ yer yer aksayan noktalar da var olan ama herkes ağzına fermuar çekmiş durumda.

Ortaklık Modelleri ve Kent Efsaneleri

Dikkatini çekti mi bilmem ama, artık sayısız genç meslektaş ortak eczane mi açsak sorusunu dillendiriyor. Çünkü bugünün ekonomik dengesi kişisel girişimlere sıcak bakmıyor pek. Kiralar, ilaç fiyatları, vergi yükleri derken bir kişi sırtlanamıyor her şeyi. İşte o noktada ortaklık modelleri devreye giriyor. Müşkül şartlar içinde dayanışmayı seçiyorlar. Fakat buradaki detay şu. Ortak açılan eczanelerde hisse oranı, gelir dağılımı misali hassas konular bazen dostlukları bile sarsabiliyor. Çok can yakıcı örnekler gördüm. Birlikte girdik işe, ama sonunda yalnız çıktım diyenler oldu.
Öte yandan eczane açma sürecinde hâlâ bazı kent efsaneleri de ortalıkta geziyor. Mesela bir yere torpilin varsa kolayca yer tahsis edilirmiş misali söylentiler. Bunların gerçekle ilgisi çoğu zaman yok ama duyuldukça moral bozuyor. Bilhassa yeni mezunlar ürküyor. “Ben ne yapacağım şimdi” sorusuna gömülüyorlar. Şunu da itiraf edeyim bazı bölgelerde eş, dost ilişkileri müessir olabiliyor.