Eczane Açma Şartları Dün Nasıldı, Bugün Ne Oldu

Bir Zamanlar Eczane Açmak Kolay mıydı?

Bundan yıllar önceydi. Üniversiteden mezun olmanın heyecanı daha üzerindeydi. Kapıdan ilk çıkış, eczacı diploması ellerde, gözlerde “hadi eczane açalım” ışığı. Hatta biri bir gün sormuştu bana sen şimdi diplomayı alır almaz açabiliyor musun eczaneyi diye. “Tabii açarım” demiştim. Ama öyle olmuyormuş. Meğer iş sadece ve sadece diploma almakla bitmiyormuş. Bir bakmışsın kendini evrak koşturmacasında, mevzuat dehlizlerinde buluveriyorsun. Hele de son yıllarda, işler öyle bir değişti ki nefes almak bile yönetmeliklere tabii hale geldi neredeyse.
Eskiden eczane açmak isteyen biri için kurallar daha esnekti. Neredeyse “yer bul, hayırlı olsun” derlerdi. Bugün öyle mi ama? Her adım kontrol altında, her başvuru hesaplı kitaplı. Dönüşen sadece ve sadece kurallar değil. Ruhsatın kendisi değişti. Bayilik sisteminden sayısal sınırlamalara kadar her şey başka bir hal aldı. Eczacılar Birliği’nden gelen yazılar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmeliğe eklediği son satırlar, yer bulamayan eczacıların forumlarda hüzünlü umut arayışları. Hepsi bir hepsi artık.
Görüşmeler oldu, kurullar bir araya geldi, itirazlar yapıldı, düzenlemeler yeniden ele alındı ama son halini bir türlü kabullenemeyenler hâlâ çok. Söyleyen söylüyor, “Biz sadece ve sadece insanlara ilaç veriyoruz. Bu kadar zorlaştırılacak ne var bunda” diye. Haklılar mı? Hem evet hem hayır. Bir tarafıyla halk sağlığı, bir tarafıyla da mübah meslek…
Yıllar önce ruhsat alıp açılan eczaneler şimdiki engelleri bir dinlese şaşar kalırdı. Taşeron eczacı kavramı bile doğru dürüst yokken şimdi eczacı olmana rağmen eczane açamayabiliyorsun. Evet evet, diploma cebinde, ama sen hâlâ bir eczaneyi “açamıyorsun”.

Yeni Düzenlemeler Ne Getirdi? Ne Götürdü?

Nereye adım atsan karşına bir “nüfus kriteri” çıkıyor. Eczane açmak için o ilçede belirli oranda kişi başına düşen eczacı sayısına dikkat edilmesi gerekiyor. Buna da eczacılar camiasında “kota uygulaması” diyorlar. İlk başta kulağa mantıklı geliyor. Düşün Her sokak başında bir eczane açılırsa kim ayakta kalacak? Ama şehir merkezinde bile yer bulamamış eczacılar için bu kısıtlamalar biraz fazla can acıtıcı. Bazıları resmen tükenmiş hissediyor. Aylar geçmiş uygun yer aramaktan, bir yer buluyor, nüfus uymuyor. Nüfus uyuyor, kriter başka yerden patlıyor. Hem para kaybediliyor hem umut.
İl sağlık müdürlükleriyle yaşanan bürokratik traktrikler de cabası. Eczacılar arasında yayılan, “yine mi eksik evrak” cümlesi, kahve sohbetlerinin bir parçası olmuş durumda. Eksik olmaması için ne gerekiyorsa yapılıyor ama çalışma düzeni bazen insanı aciz bırakıyor. İstenen belgelerin güncelliği, süreleri, damgaları… Her biri ayrı bir stres. Hele bir de “o belgeyi siz e-devlet üzerinden almadınız, geçersiz sayılıyor” misali cevaplar var ya, duyanın içi sızlıyor.
Bir arkadaşım anlatmıştı geçenlerde. Tam her şeyi tamamlamış, başvuruyu yapmış. Sonrasında ne olmuştu dersin? Sadece ve sadece açmak istediği binada başka bir sağlık kuruluşu olduğu için onay çıkmamış. Bu insanı hem kırıyor hem yoruyor. Diyor ki hani biz halka hizmet edeceğiz?
Amaç kontrol değil mi? Amaç sağlık güvenliği değil mi? E o zaman biraz da kolaylık olsa diye geçiriyor pek çok eczacı içinden. Bazıları “Bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar” bile diyor. Kimi düzenlemeler gerçekten güveni artırıyor, sistemin daha sağlıklı işlemesini sağlıyor ama bazıları var ki adeta sırf yıldırmak için eklenmiş misali. Bu işleri bilen biri çıkıp da “o maddeyi koyarken neyi düşündünüz” dese, eminim çoğu maddeye kimse net yanıt veremeyecek.
Yeni yönetmeliğe göre, bir eczanın nöbet sistemine dahil edilip edilmeyeceği bile belirli kriterlerle yapılıyor. Eskiden nöbet tutmak, biraz da görev bilinciydi. Şimdi “nöbet sırası bana gelmedi” diyerek biraz kenara çekilen de çok.

Ruhsat Alma Süreci Eskiden Karneyle Ekmeğe Benzetilen Aşama

Ruhsat almak, eczane açmanın kilit adımı. Ama o ruhsat… Ah o ruhsat, bazen yıllara bedel oluyor. Eskiden eczacılar sadece ve sadece yer bulurdu, sağlık müdürlüğünden yetkisini alırdı ve başlardı. Şimdi o ruhsatı almak için önce eczacıların puanları hesaplanıyor, nüfus oranları mütalaa ediliyor, sonra da kura sistemiyle verilen sıralamalar belirliyor seni nerede ve ne zaman eczane açabileceğini.
Kiminin hayali İstanbul. Kiminin hayali memleketine dönmek. Ama çalışma düzeni seni alıp başka şehirlere savuruyor. Hiç alâkan olmayan bir ilçede buluyorsun kendini. Bunun sonucunda birtakım kırgınlıklara yol açıyor. Özgürce çalışacakken, sistemin çizdiği sınırlar içinde yol almak zorunda kalmak müşkül geliyor.
Bir de ruhsat devri meselesi var. Eskiden ruhsatlar kolayca başka ele geçecek şekilde devredilirdi. Şimdi öyle mi? O ruhsat senin ama sadece ve sadece sen kullansan iyi olur dedirtecek kadar katı kurallar var artık. Bu iyi mi kötü mü, tartışılır. Bir tarafta meslek etiğini koruma var, öte tarafta insanların geçim derdi. Çünkü eczacılık sadece ve sadece meslek değil, geçim kapısı da.
Hadi diyelim ki yer bulundu, ruhsat alındı, kriterler sağlandı. Peki sonra? Eczanenin içini donatmak artık eskiye göre ateş pahası. Raflar, soğuk zincir dolapları, danışma alanları, çocuk bekleme köşeleri… E bir de POS cihazı, fatura sistemi, barkod okuyucu… Bunların her biri bütçeye kocaman delikler açıyor ve çoğu genç eczacı ilk senelerde neredeyse zararına çalışıyor. Sormuştu biri geçen “Sen bu eczaneye ne kadar harcadın?” “Sadece ve sadece raflara verilen para ile küçük bir araba alınırdı” dedim, şaşırarak baktı yüzüme.

İşin Manevi Tarafı Hayal Edilenle Gerçek Arasındaki Uçurum

Bir eczacı olarak bu mesleği seçerken taşıdığın duygularla, içinde bulunduğun sistemin gerçekleri arasında baya acıtıcı farklar var. Mezun olurken “hizmet edeceğim, insanlara dokunacağım” diyen nice genç eczacı, bürokrasiye gömülüp evrak içinde gün sayarken tükeniyor. Çünkü idealist başlayan yolculuk, sistemin duvarlarına çarpa çarpa yön ve tat kaybediyor.
Bir gün biri gelip “sistemi bu hale kim getirdi?” diye sert çıkış yaptığında, içimde “biz değiliz” demek geçiyor. Gerçekten eczacılar istemezdi bu kadar kasvetli bir yapı olmasını. Sağlık Bakanlığı’nın getirdiği çalışma düzeni değişimleri bazı yerleri daha güvenli hale getiriyor ama öyle yerler var ki adeta eczacının elini kolunu bağlıyor.
Bir aşama, hastalarla sohbet edebilen, reçeteleri tek tek anlatan, kişisel önerilerde bulunabilen eczacı modeli vardı. Şimdi önünde yüz kasa, arkanda yüzde yüz yoğunluk, gelen sıra numarasına göre insanları alıyor, kelimeleri parça parça vermeye çalışıyorsun. Halbuki o insan senden empati bekliyor. İlaç değil sadece ve sadece. Eminlik. Sakinlik. Şefkat bile belki.
Ama sistemin içindeyken bu duygular yerle yeksan oluyor. Neye yetişeceğini bilemez hale geliyorsun. Bakanlık diyor ki “tamamı eğitimler tamam mı”, Sosyal Güvenlik Kurumu diyor ki “yaptığın işlem şu kodla mütenasip değil”, hasta diyor ki “reçetem