Eczane Açmak Karlı mı Gerçek Rakamlarla İnceleme

Eskiden beridir kulağıma çalınırdı. Doktor oldun mu tamam. Eczacıysan da köşeyi döndün demektir. derdi mahallede yaşlılar. Küçüktüm o vakitler. Mahallede köşedeki eczanenin ışıkları sabaha kadar yanardı bazen. Demek ki nöbet gecesiydi. Sahibi de semtin pek sevilenidir. Güler yüzlüydü, eli açık bir adamdı. Ama yıllar geçti, okullar okundu, yollar değişti. Şimdi eczane açmak kârlı mı diye soruluyor. Sahi, kâr var mı gerçekten reçetenin satır arasında gizlenmiş bir yerlerde

Eczaneye Girerken Değil, Eczaneyi Açarken Müşkül

İşe giriş büyük hevesle olur ama çıkışı soğuk terler bıraktırır. Tabelası ışıl ışıl bir eczane açmak ne yazık ki süslü bir düş misali durur başta. Ama geride koca bir sermaye bırakır. Bir eczane açacağım diyenin önce sağlam bir sırtı olmalı. Çünkü bugün taşın altına sadece ve sadece elini değil, cebindeki her kuruşunu koydurur çalışma düzeni. Ki ben bunu ilk elden yaşayan bir arkadaşımdan biliyorum.
Görüştü, rakamları önüme koydu. Etti mi sana minimum 1.500.000 TL. O da sadece ve sadece açılışı. Dükkanın depozitosu inanmayacaksın ama üç kira diye sitem bile etmişti. Yer mühim çünkü. Lokasyon deyip geçilmez. İstim üzerinde olmalı, insan akmalı oradan. Ama çekişmeli bölgeler zaten başka eczacılara ait. Kimse de yerinden kıpırdamıyor. Yeni açılanların hemen civarında olması lazım ki çalışma düzeni onaylasın. Her şey milim hesabıyla çizilmiş misali. Boşta olan yerlerin de çoğu meradan farksız.
Mahsus yazılımlar, eczane dolapları, raf sistemleri derken masraf çığ misali büyür. Kimisi internete açılıyor oralardan biraz kazanç doğurur diye ama sadece ve sadece işin görseli değil, ilaç stoğu da mühim. Rafların boş durması müşterinin gözüne batar. Olmayan ilacı bir daha oradan soran olmaz. Reçeteli ürün kadar reçetesiz olan da stoklanmalı. Ki bir ara vitamin ürünlerinden epey kazanıyorlardı. Şimdi ise zincir marketler bile bunları satıyor. O iş de patladı sayılır.

Sattığın İlacın Sahibi Devlet

En acı gerçekle yüzleşmenin zamanı şimdi. Kazanmak için satış yapmalısın ama sattığın ürün senin değil. O ilacın büyük bir kısmını devlet ödüyor. Vatandaşın elinde bir kutu antibiyotik görüyorsun, fişte yazan 200 TL. Ama onun 190 TL’sini SGK karşılıyor. Eczacı bu 200 liradan yüzde 10’luk misali bir iskonto alıyor. O da yalnızca reçeteli ürünler için geçerli.
Kayıtlı ürünlerin fiyatı devlet tarafından belirleniyor. Mübah piyasa değil bu. Mübah markette satılmıyor ki kafana göre özsermaye koyasın. O yüzden eczacılar arasında bu işin adı “dönerci dükkanı misali” oldu. Ne kadar çok ilaç girerse, o kadar döner kasa. Ama bunun sonucunda seni bir kargo çalışanına çevirir. Sabah gir, akşama kadar kutu indir bindir. Şeker, tansiyon, ağrı kesici, damla. Herkes seni doktor sanar, ama sen sadece ve sadece ilacı verirsin. Güler yüz aç karın doyurmaz. Hoş, bazı müşteri can yakar meseleye bir de oradan darbe yersin.
SGK ödemeleri bazen gecikir. Kasanda olmayan parayla çalışan bir işletme yürüyebilir mi Vallahi yürümüyor. Eczacı arkadaş “Devletin ödeyeceği para biraz geç gelince sigorta primimi ödeyemedim, ceza geldi” diye dert yanmıştı. Öyle ironi ki devlet sana borçlu olurken sen devletin borcunu ödemeyeceksin, imkansız.

Işıklar Yanıyor ama İçeride Ne Var

İnsan eczaneye uzaktan bakınca “oh ne müreffeh iş canım” diyor. Klima açılmış, içeride sessizlik, paketten kutuya, barkoda kadar sistemli bir dünya. Hava kararıyor, ışıkları sanki umut misali parlıyor. Ama içeri girince anlıyorsun ki fayansların sessizliği içinde biriken bir yorgunluk var. Her reçetede ayrı bir hikaye, bazısı gülümsetir bazısı kan dondurur. Hele ki antibiyotik talebi, inanılacak misali değil. Kadın sormuştu bir gün “Ben bu kremi yüzüme sürsem sivilce de geçer mi” diye. Halbuki krem basur içindi. İşte o an bir başka yorgunluk çöker eczacının üstüne.
Personel çalıştırmak da öyle kolay değil. Asgari ücret alt sınır, ama sağlık personeli olması gerekiyor. Sertifika şart. Bir kişi bununla kalmıyor, bir de nöbet tutacak kadro istiyor çalışma düzeni. Nöbet de öyle tatlı tatlı “mahalleli memnun olsun” radyo reklamı değil. Gecenin birinde ilaç soran var. Telaşlı sesler. Çocuğumun ateşi çıktı, şu şurubu alabilir miyim diyorlar. O sırada başka biri geliyor Annemin tansiyonu düşmüş, şu hap var mı diye söyleniyor.
Ziyaretçilerin çoğu eczacıyı doktor misali görüyor, her şeyin cevabını onlardan bekliyor. Bu ilacı kullanayım mı, Şu krem iyi gelir mi, Ben bunu iki tane alsam olur mu misali sorular havada uçuşur. Veri vermek zorundasın ama sınırı geçersen meslek etiğiniz çatırdar. Eczacı bazen psikolog misali olur bazen ağabey bazen abla.
Bir dost anlattı. “İki gün üst üste nöbetten sonra annemi kaybettim, cenazeye gidemeyecek kadar yorgundum” dedi. Yani bazen bu iş sevdalandırır ama yıpratır da.

Yeniden Düşünmek Gerekiyor mu

Bir soru var aklımızda “Bu kadar zorluğa rağmen eczane açılır mı” diye. Cevabını kimseden alamadım. Çünkü herkesin tablosu başka. Kimi aileden hazır eczane devralıyor, bayrağı teslim almış misali. Kimisi sıfırdan başlıyor, her adımı kendi inşa ediyor. Fakat tek ortak nokta şu ki kârlılık eskisi misali değil.
Eczane açmak artık eski Türkiye değil. O vakitler döviz düşük, ilaç bol, reçete eksik olmazdı. Şimdi ithal ilaçta bile tedarik sorunları yaşanıyor. Bir kutu ilacın fiyatı 300 TL ama stokta yok. Bulamazsan müşteri kızar, “Sen de eczacı olmuşsun ha” der çıkar. Artık eczane açmak, yalnızca para değil, ciddi dayanıklılık ister.
Yeni mezun eczacı biriyle sohbet etmiştim geçen gün. Hocam KPSS’ye çalışıyorum, çünkü mübah eczacılık çığ misali masraftır dedi. Doğru söylüyor. Devlet kadrosu güvenli liman oldu artık.
Yine de tanıdığım bazı isimler kendi çapında başarılı. Kosgeb’ten destek almışlar. Eczaneyi biraz daha güzelleştirip danışmanlıkla da ilerlemişler. Bitkisel ürünler, vitaminler, hatta anne bebek ürünleri derken bir market çizgisine yaklaşmışlar ama bunu da kontrollü yapmışlar. O da sistemin izin verdiği ölçüde.
Şimdi sana şunu demek istiyorum. Eğer eczane açmayı kafana koyduysan sadece ve sadece “kar eder miyim” diye sorma. Ayakta kalabilir misin, buna bak. Zamanla kâr gelir ama ilk yıllar öyle kolay geçmez. Her gün yeni bir dert paketlenip gelir önüne. Para kazandığın kadar kaygı da kazanırsın. En az bir buzdolabı kadar soğukkanlı olman gerekir.
Ama doğru yerde, doğru insanlarla kurarsan sistemini, o zaman ekmeğini de yersin, huzurunu da görürsün. Yeter ki gözün açık, yüreğin tok, kafan hesaplı olsun.
Başka bir arkadaşım da şunu söylemişti bize. Ben bu mesleği seçerken iyi bir hayat düşlemi