Eczane Ruhsatı Almak İçin En Kolay Yol Nedir
Gözümde hâlâ canlanıyor. O daracık üniversite sıralarında, farmakoloji kitabının arasında kaybolurken biri sormuştu. Mezun olunca hemen eczane açabiliyor muyuz gerçekten diye. Omuzlarımı silkmekle yetinip benzer bir hayalle sevdalanmıştım o zaman. Eczane, o kokusu bile şifa misali gelen yer, insanın kimyası misali uğraştırıyor seni zaten. Ama iş ruhsat almaya gelince, o film biraz dram oluyor. Hani öyle arka sokakta bir dükkan kiralayıp da hemen eczacı tabelasını asmıyorsun. Kağıt işleri, kurallar, kota, Sağlık Bakanlığı’nın üç kapılı labirenti… Yani sevmek yetmiyor, sistemle anlaşman gerekiyor.
Ruhsat Rüyası Kâbusa Dönmeden Neler Bilmen Gerekir
Dışarıdan bakıldığında düz bir yol misali durur bu olay. Ama zamanla anlarsın ki ruhsat almak, öyle dümdüz değil. Virajlı, bol yokuş ve bazı noktalarında keskin fren gerektiren bir yol. Bir arkadaşım vardı, Erzurum’da stajını yaparken odalarda konuşulanları bir bir not alırdı. Dediği çok netti. Ruhsat almak için sadece ve sadece belge değil, sabır da topluyorsun. Sakin kalmak zorundasın. Çünkü bir şey eksikse bekliyorsun. Onay gecikirse yine bekliyorsun. Yanlış adres yazarsan en başa dönüyorsun. Kimse de sana anlatmıyor bunu baştan sona. Hep bir duyan, bilen dayı kızı, komşunun oğlu, bizim hocanın eski öğrencisi giriyor işin içine.
Önce bir yer bulman gerekiyor. Yalnız o kadar kolay değil. Çünkü eczanenin olacağı yerle ilgili öyle amatörce seçim yapılmaz. Her sağlık bölgesinde bir kota var. Nüfusa göre belirleniyor. Yani bir mahalleye fazla düşüyorsa senin orada eczane açma hakkın hiç olmuyor. Bu kota sistemine eczacılar hem sevgi hem sitemle bağlı. Çünkü o kota adil bir dağılım sağlıyor diyor bazıları ama bir yandan da kiminin hayalini yıkan bir duvar misali çıkıyor karşına. Gerçekten öylece sistemin karşısına geçip beklediğin oluyor. İl Sağlık Müdürlüğü sistemine giriyorsun ve eğer uygun bir yer varsa o başvuru penceresi açılıyor. Ama yoksa… Off, bazen yıllarca yok.
İnsan bu süreçte bir boşluğa düşüyor. Yeni mezunsun diyelim, çok büyük hayallerin var. Ama ruhsat alma meselesi ayağına dolanıyor. Çünkü her şeyin başı bu. Ruhsat yoksa eczane yok. Eczane yoksa hayalin yok. Kimi genç eczacılar her şey yolundayken bir bakmış tezgahın ardında çalışıyor, çünkü sıra gelmemiş kendisine. Bu yüzden bazıları değişik yollar denemeye çalıştı. Hani illa da yasal olmayan değil ama biraz daha kestirme yollar, daha sıcak kapılar… Mesela devralmak misali. Açılmış bir eczaneyi satın almak. Karlı misali duruyor ama çoğu zaman tuzakla dolu. Çünkü ruhsat devretme diye bir şey yok. Eczane devraldım diyorsan aslında kiraladığın yeri, demirbaşı, belki müşteri kitlesini devraldın demektir. Ama ruhsat senin kendi alnın teriyle alınmış değilse bir gün bir yerden patlar o iş.
Başvuru Süreci Kimseye Sormadan Anlaşılmıyor
Bir eczacı adayı için en kafa karıştıran mesele belgelerin tamamı aslında. Çünkü hiçbiri mantıklı gelmiyor başta. İyi de neden diploma aslı? sorusunun cevabını bile net bulamıyorsun. Ama istiyorlar. Diploma, eczacılık ruhsatnamesi, mezuniyet belgesi, adli sicil kaydı, ikametgah… sıralama böyle uzayıp gidiyor. Bunların bir kısmı e-Devlet’ten alınabiliyor ama hala bazı belgeler için noter sıralarında zaman harcıyorsun. Hele ki Sağlık Bakanlığı sistemine giriş, başvuru ekranındaki o sinir bozucu hata mesajları, bazen kolundaki damarı patlatacak kadar sabrını zorlar. Neden olmuştu diye sormana bile izin vermeden hata verir çalışma düzeni.
Benim kendi yol arkadaşım, Bahar, ruhsat başvurusu yaparken fotoğrafın arka planı yüzünden iki kez geri çevrildi başvurusu. Tam bir trajedi gibiydi. Ya resmi çektim, bluetoothla attım çıktısını bastım ama o beyaz fon değilmiş dediğinde kahkaha attım ama o ağladı. Çünkü o sırada zamanla yarış halindeydi. İl Sağlık Müdürlüğüyle telefon trafiği yapılıyor. Dosya gönderdim mi, eksik var mı, onay geldi mi misali onlarca soru dönüyor kafanda. Her şeyi tek seferde doğru yapman gerekiyor. Gerçi, doğru yapsan da onay için bekliyorsun. Çünkü arşivde bir memur senin dosyana tıklayacak. Bugün yoğun demişti bizim tanıdık biri, üç gün sonra anca döndüler.
Bazen bir adım daha atıyorsun. Eczane açılacak yerin uygunluğunu görmek için sağlık müdürlüğüne müracaat ediyorsun. Oradan ekip geliyor, fiziki denetleme yapıyor. Kapıdan ölçüyorlar mı desem, lavabonun konumuna kadar bakıyorlar mı desem… Bir eczacının tuvaletinin büyüklüğü bile onay sürecini etkileyebilir. Şaka misali gelir ama gerçektir. Çünkü halk sağlığı denetimi var bu işin içinde. Bir keresinde bir eczanenin yeri onay almamıştı çünkü çocuk kilidinin olmadığı bir bölme vardı revirin içinde.
Eczacılık Bir Meslek Değil, Sabır Terbiyesi
O belgeler tamamlanır, aşama ilerler, sonra bir gün gelir email kutuna o mesaj düşer. Ruhsatınız onaylanmıştır yazısı. İşte o an, insanın gözüne yaş gelir. Alındı derken yüreğin titrer. Çünkü o belge senin yıllarca uğruna sabahladığın kitapların, sınavların, stajların neticesi. Ama zaten işin en duygusu da burası. O ruhsat, aslında özgürlüğünün kağıda dökülmüş hali. Yerleştikten sonra eczacının günlük mücadelesi başlıyor. Deposu, ilaç takibi, hasta memnuniyeti, reçeteye göre doğru ilacı vermeye çalışması derken hayat aralıksız akıyor. Tamamen sistematik olduğunu sanırken bir reçete gelir ama ilacın SGK karşılığı değişmiştir. O an daha sabah kahveni yudumlamamışken sigorta kurallarıyla uğraşmaya çalışıyorsun.
Ama önce ruhsat. Hani şu efsane misali dolaşan, herkesin bir yerlerden bulmaya çalıştığı, bazılarının ise peşinden gittiği belge. Ruhsat almak kolay değildir ama gözünde büyüttüğün kadar meşakkat da barındırmaz. Kendi içinde bir ritmi vardır. Bazen yavaş bazen çabuk akan bir nehir gibidir. Gözünü sevdiğimin memleketinde bazı şeyler sabırla güzelleşiyor. Bürokrasi dediğimiz olayın içinde yolunu bulmak lazım. Bu sırada arkadaş tavsiyesi, meslektaş deneyimi çok şey katar insana. Gözünün önünde biri geçirdiği tecrübeyi anlatırsa, o zaman işler kolaylaşır. Öyle olmuştu bir gün sabah çayı içerken biri anlatmıştı. Dosyasını defterine nasıl koyduğunu, randevusunu nasıl aldığını, SGK’nın hangi belgeyi neden geri çevirdiğini…
İnsan bir uğraşı sevince aslında her işin kolay yanını görmeye başlıyor. Ruhsat almak misali meşakkatli bir süreci bile içselleştiriyorsun zamanla. Çünkü sen eczacı olacaksın. Sadece ve sadece ilaç satmak için değil, iyileştirmeye hakkında umut taşımak için. Ama bu umudu önce sen taşıyorsun belki iki-üç dosya çantanda. Ruhsatını alana kadar ellerin ağrısa bile, sonunda o belge eline geçtiğinde biraz titrersin. Böyle titrediğini anlatan kişiyle geçen gün telefonla görüştüm. Ağladım be dedi. Elimde küçücük bir kâğıdın hayalimin kapısını açmasına ağladım diye anlattı. O yüzden ben hep söylüyorum. Eczane ruhsatı dediğin şey, belge değil. O dükkânın kapısına