Eczane Ruhsatı Almak İçin En Kolay Yol Nedir
Şimdi şöyle düşün. Yıllarca okul, staj, vakalar, sabahın köründe derse koşturmalı günler. Eczacılık okuyan herkes bir şekilde bu yolun başından geçmiş. Sonra mezuniyet geliyor. Aile gururlu, sen heyecanlı. Hayallerin var. Kimisi bir hastane eczanesinde görev almayı hedefliyor. Kimisi ise kendi eczanesini açmanın hayaliyle yanıp tutuşmuş. Gerçekten de o tabelayı görmek, üstte kendi adını okumak başka bir his. Ama işte tam bu noktada asıl mesele başlıyor… Eczane ruhsatı almak.
Ortada bir form değil sadece ve sadece. Dilekçe yazdım oldu bitmedi. Bir düzenin içine doğuyorsun orada. Kuralları net. Kimi zaman seni çileden çıkartan, kimi zaman da “iyi ki böyle” dedirten bir düzen. Ruhsat işi de öyle gelişigüzel olmuyor. Dedem derdi “ekmeğini taştan çıkarırsın bu ülkede evladım” diye. Bazen onun deyimini hatırlıyorum böyle süreçlerde. Yok yer tespitiydi, yok eczacı kooperatifinden belgeydi. Öyle uzayıp gidiyor ki… Ama anlatacağım. Hem de öyle tastamam çerçeveli cümlelerle değil. Yaşanmış misali, duyulmuş misali. Çünkü her meslektaşım bu süreçte aynı karışık duyguları yaşıyor bir yerde.
Nereden Başlanır, Neye Başlanmaz
Yani itiraf edeyim, mezun olduğumda bu belgeler kimden çıkartılır, kimden alınır ben hiçbir fikre sahip değildim. Hatta biri bana “Eczane Açmak için ne gerekiyor sence” diye sormuştu. Ben de “para” demiştim. Ama aşama bana başkaymış diye gösterdi. Paradan çok, sabır gerekiyormuş meğer. Ve doğru kapıyı çalmak. Bir dosya eksik olsun, çalışma düzeni adamı çeviriyor hemen. “Eksik evrakla işlem alınmaz” diyor yüzüne bile bakmadan. İçin acıyor. Çünkü o evrağı almak için bir ay koşmuşsun, araya bayram tatili girmiş, imza atan müdür izne çıkmış…
Eczane ruhsatı dediğin şey bir belgeden daha fazlası aslında. Evet, bir bina içindeki dört duvarı bir anda ruhsatlı eczane haline getirmeye yarıyor ama o dört duvar senin alın terinin, yılların emeğinin üzerindeki son kilit. Açılacak ama nasıl… Her şehirde değişik kurallar, değişik yüzler, değişik beklentiler. Samsun’dan gelen biri anlatmıştı. Nerede dükkan tutmuşsa orası okul bölgesine 100 metre fazla yakınmış. Milimetrik ölçümlerle iptal edilmiş randevusu. O kadar üzülmüş ki bir hafta kimseyle konuşmamış. Böyleleri çok var.
Hani derler ya mühim olan neye niyet ettiğin. Bu yol da aynen öyle. Eczane ruhsatı almak demek biraz kararlılık, biraz araştırma, biraz da doğru insanlarla temasta kalmaktan geçiyor. Neyse ki her konuda olduğu misali burada da birkaç püf nokta var. Boşuna demiyorlar su akar yolunu bulur diye.
Mekanı Seçmekle Başlar Tamamı İş
Bir gün bir arkadaşım beni kenara çekti. “Biliyor musun Mehmet iyi bir yer bulmuş ama ruhsat alamamış” dedi. Anlamadım önce. Dedim hani iyi yerdi. “İyi ama yakınında başka eczane varmış” dedi. Meğer eczane açma şartları arasında en en hassas olanlardan biriymiş bu. Yani tam bir düş kırıklığı. Aylardır uygun yer bak, sonunda bulduğunu san, sonra bir başvuru ile hevesin püf desin. Gerçekten iç burkucu.
Mekanı seçerken önce belediyeden uygunluk yazısı almak gerekiyor. Lemansal bir semtte, caddede müthiş bir yer bulmuşsun belki ama eğer belediye orayı sağlık hizmetine uygun bir alan olarak tanımlamamışsa iş baştan yatar. Ki bu başına gelen kişi sayısı az değil. Umutla “burası tam bana göre” diyorsun ama çalışma düzeni diyemezsin diyor. Oraya ruhsat alamazsın önce diyor. “Eczane olacaksa şu kadar metrekare olacak” der, “lavabosu şurada olacak” der, demediğini bırakmaz.
Bir de komisyon var işin içinde. Bu komisyonda il sağlık müdürlüğü yetkilileri, eczacı odası temsilcileri ve kimi zaman artı olarak görevliler yer alıyor. Bu komisyona başvuruyorsun. Diyorlar ki uygun mu değil mi biz karar veririz. Komisyon üyelerinin dertleri değişik. Kimisi “bu civarda çok eczane oldu ya” der. Kimisi “burada nüfus bu kadar değil” ye takılır. Siyaset değil ama siyaset misali işliyor bu aşama. Çünkü herkes bir şeyi savunur. Ama tek gerçek var. Belgeyi onlar verir.
Belgelerle Dans Başlıyor
Başvuru süreci resmen belgelerle yürüyen bir dans. Ama öyle vals misali akıcı gitmiyor. Daha çok zeybek misali. Ağırdan alıyor ama zemine sağlam basıyor. Eczane ruhsatı almak için olmazsa olmaz belgeler arasında diploma var, nüfus kaydı var, oda kaydı var ama iş belgeye gelince o belgeyi almak da kolay olmuyor. Tamamı belgeleri tam ve detaylara inilmiş şekilde sunmak gerekiyor. Yoksa o meşhur çalışma düzeni bir kere bile yüzüne bakmaz. Belgeler eksikse dosyan havada kalır.
Evraklar tamam da iş orada bitmiyor. Ruhsatı alacak kişi bizatihi başvuru yapmak zorunda. “Babam yapardı” diyemezsin, vekaletle olmaz. Gittin mi, dilekçeyi yazdın mı, dosyayı verdin mi o zaman işleme alınır. İl sağlık müdürlüğü çalışır, evrakları inceler, yer tespiti yapılır, ekip gelir ölçer biçer. Lavabonun yeri bile ölçülür o derece. Şaka değil.
Bir tanıdığım dilekçeyi elden verdiğinde kolluk kuvvetleri bile yardım etmişti. O kadar yoğun ki bazı şehirlerde eczane başvuruları… Polis gelir trafik açılır, belediye zabıtası yardım eder. İşte o zaman anlarsın bu iş gerçekten ciddiye biniyor. Önce sen cebinden binlerce para harcayıp dükkan tutarsın ama ruhsat yoksa hepsi güme gider.
Son Tuğla Teslim ve Ruhsat Alımı
Bir gün biri bana “ruhsat çıkınca ne hissettin” diye sormuştu. Güldüm. Çünkü o anı anlatmak kolay değil. Alın terinin, stresin, telefon trafiğinin, belediye kapılarında geçen sabahların, masa başında dosya tamamladığın gecelerin biriktiği an. Tek bir kağıt. Üstünde adın yazıyor. Ve artık resmen eczacı’sın. Gerçekten de seni kah Manisa’da kah Karadeniz yaylalarında bulabilecek insanlar için hizmet edeceksin.
Son adım aslında kolay görünür ama her şey orada netleşir. Teslim günü gelir. Belgelerin sağlam olduğu görülürse eczane açma ruhsatı verilir. Verilir ama onu alırken gözün dolar mı, kalbin çarpar mı bilmem ama ne olursa olsun bir dönemin kapısı açılır. Artık dükkanının kapısını açarsın, vitrinine ilaçlar dizilir, bilgisayar sistemi kurulur. O an işte mesleğe adımın resmileştiği an olur.
Kimine göre kağıt parçası ama senin ömrünün özeti olan o belgede bir dünya mahrem. Gece uyuyamayıp SGK belgelerini düşünenler için o ruhsat çıkmışsa bir zaferdir. Avrupa’da bir dostuma anlatmıştım. “4 ay uğraştım” dedim. Gözlerini açtı. Orada bu işler bir haftada çözülüyormuş. Ama burası Türkiye. Rahmetli dedemin dediği misali “kolay işin değeri olmaz” işte.
Eğer biri