Eczane Ruhsatı Almak İçin Kaç Yıl Eğitim Gerekir
Eczaneler hayatla ölüm arasında kalan çizgide küçük bir umut gibidir. O küçük camekan ardındaki kavanozlar, kutular bazen bir annenin gözyaşını dindirir bazen de bir çocuğun ateşini düşürür. Fakat o camekanın arkasına geçmek, adının önüne “Eczacı” unvanını koymak öyle elini kolunu sallaya sallaya olacak bir iş değil. Bugün şöyle koltuğa yaslanıp bir kahveyle eşlik ettiysem bu satırlara, sebebi bu mesleğe hakkında taşıdığım merak olmuştu.
Bir gün arkadaşım Gökhan sordu demişti ki “Ya bu eczacı olmak için kaç yıl okumak gerekiyor abi” O ara o kadar yoğun çalışıyordum ki sinirlendim biraz ama sonra durdum düşündüm… Gerçekten kaç yıl? Herkes tıp misali gözünde büyütmüyor bu alanı ama işin aslı mutfağın içi. Acı-tatlı her şeye hazırlıklı olmak gerektiği gerçeği bir kenara işlendi mi tamamdır. İşte tam da şimdi böyle bir hikâyeye başlıyor gibiyim ama anlatacağım şey bir hikâyeden çok daha fazlası…
Bir Eczacının Yolculuğu İlk Adımlar
Şimdi düşün… Üniversite sınavına hazırlanıyorsun. Herkes kafasında bir meslek taşıyor. Kimi “doktor olacağım” diye uykusuz gecelere alışmış kimi mimar hayaliyle ustalık çizim kitaplarını karıştırıyor. Sen ise eczacı olmak istiyorsun. Belki anneannen yıllarca ilaç kullanıp o eczanenin beyaz önlüklü kahramanına minnet duymuştu. Belki bir gün kırmızı-beyaz tabelalı küçük bir eczanede “Geçmiş olsun evladım” deyip yüzüne gülümseyen birini hatırlıyorsun… O sıcaklık içini eritmişti. İşte başlıyor olaya bağlanma.
Eczacı olmak için ilk iş üniversite sınavında eczacılık fakültesine girecek kadar yüksek bir puan almak ve bu başlı başına bir mücadele. Her yıl binlerce öğrenciyle yarışıyorsun ve bu noktada sabrın, azmin sınanıyor. Sabaha karşı kitap başında gözün kızarmış, kahve telvesinden fal bakarken yakaladığın umutlarla ders çalışıyorsun. “Acaba kazanabilecek miyim” diye sormuştu bir arkadaşım. Cevap çok basitti. “Yeter ki iste…”
Kazandıktan sonra başlıyor Ana unsur maraton… Eczacılık eğitimi 5 yıl sürüyor. Bazı yıllarda gündem olmuştu “4 yıl olsun mu” tartışmaları. Kimisi olur dedi, kimisi karşı çıktı. Ama 5 yıl kalınlaştırılmıştı şimdilik. Bu 5 yılın kolay geçeceğini düşünen varsa yanılıyor. Her yıl değişik zorluklarla boğuşuyorsun. Kitap üzerine kitap. Kimya, biyokimya, farmakoloji… Adını ilk kez duyduğun kelimeler hayatının merkezine yerleşiyor. Laboratuvarlar, deney tüpleri, yanma tehlikesi taşıyan çözeltiler… Acemiliğini kabul edip öğreniyorsun…
İlaçla İnsan Arasındaki Şifayı Bilgi edinmek
İkinci sınıfa gelince başlıyor her şeyin daha karmaşıklaşması. Bir ders var mesela, Farmasötik Kimya… Hani anlat deseler ne anlatsam diyecek hale geliyorsun ama bilmeden de olmaz. Çünkü bu bilgiler sonrası eczane açma ruhsatı alma yolunda seni eleyebilir. Kimi derslerde ağlamıştım cidden. Öyle bir gece vardı ki sınavda çözemediğim bir denklem yüzünden saatlerce duvara bakmıştım. Ama sonra anlıyorsun ki her bir veri parçası, ilacı doğru vermek ya da yanlış vermekten daha hassas. Çünkü eczacı sadece ve sadece ilaç veren biri değil, ilaca hakkında her şeyi bilen biridir. Ama öyle sıkıcı paket bilgilere boğulmuş biri değil… Yüzüne baktığında sana güven versin istiyorsun bir eczacının. O yüzden bu fakültedeki eğitim sadece ve sadece bilimsel değil, biraz da insanı anlatıyor.
Çocuklukta hastayken eczaneye götürdüklerinde annemin “Sakın fazla içme bak” uyarısı aklıma gelir hep. O vakitler ilaçların bu kadar ciddi olduğunu anlamazdım ama derslerde öğrenince bu uyarının boşuna yapılmadığını anladım. Hatalı ilaç kullanımları yüzünden olumsuz gören insanlar duydum. Zaman zaman gazetelerde yer almıştı. Birinin kan sulandırıcıyla grip ilacını aynı anda alıp hastaneye kaldırıldığını okumuştum. O an dedim ki… Bu iş şaka değil.
Staj Zamanı Laboratuvardan Gerçek Hayata
Eczacılık eğitiminde dersler dışında bir de mecburi staj var ki tam bir ruhsal sınav. Eczanede çalışmaya başladığında ilk kez reçeteyle gelen biriyle göz göze gelirsin. “Kolesterol ilacım bitmişti” diyen bir teyzenin gözlerine bakınca işin ağırlığını hissedersin. Laboratuvarda renk değişimini gözlemlemek tamam da işin içine insan girince bambaşka bir şey oluyor. İşte o ruhsat dediğin belge sadece ve sadece prosedür değil, ağır bir emanet aslında. Alın teriyle, sabahla gecenin karıştığı anlarla kazanılıyor.
Farmakope dediğimiz şey var ki stajda ilk duyduğumda kimya elementi sanmıştım. Halbuki onların yazdığı her veri, her dozaj belirli. Miligrama miligram… Kanser hastası birinin acısını dindirecek bir karışıma tarif yazılmış misali düşün. Ustan bir şey sorduğunda cevaplayamazsan mahçup oluyorsun. Hem utanç büyüyor içten içe hem de hırs… O yüzden staj sadece ve sadece veri değil gurur eğitiyor seni.
Bazı arkadaşlar görmüş stajda, hastalar gelip “İlaç çok pahalı, bunu almak zorunda mıyım” demiş. Eczacının içi yanıyor ama ne yapsın. Yasalar var, prosedür var… İnsan olmakla memur olmak arasında sıkışıyor. İşte o anlar seni insan yapan dakikalardır.
Ruhsat Alma Süreci En Müşkül Adım Sana Doğru Yaklaşıyor
Yıllar geçip diplomanı aldığında eczacı olduğunu düşünüyorsun ama işin henüz yarısındasın. Eczane açmak için öncelikle ruhsat alman gerekiyor. Bunun sonucunda sadece ve sadece belge işleriyle değil, kişinin azmiyle, kararlılığıyla ilgili bir yolculuk. Devletin koyduğu sayısız kural var. Bilhassa eczane açmak isteyenlerin eczacı yerleştirme sistemine göre sıralamaya girmesi gerek. Bu öyle “Ben şuraya açayım” demelik bir iş değil. Her 4000 kişiye bir eczane kotası getirilmişti bir ara. Itidal bozulmasın diye çalışma düzeni geliştirilmişti. Yani bir yerde çok eczane varsa, senin oraya açma hakkın olmayabilir. Azıcık can sıkıcı ama mantıklı…
Ruhsat için olmazsa olmaz belgeleri toparlamak ayrı bir dert. Fakülteden mezuniyet belgesi, staj evrakları, ikametgâh, uygunluk yazısı, tapu senedi ya da kira kontratının noter onaylı hali… Yıldım bazen. O belgeler o kadar sayfa sayfa ki… Birini eksik sunsan, “yeniden başvurun” diyorlar. Sistemin diline düşmek var bir de. “İnternetten takip edin” deniyor ama kimi zaman oradaki onay gelmiyor. Arıyorsun, ulaşılamıyor. Sabır mübarek mı… İşte bu süreçte en çok onu öğreniyorsun.
Ruhsat alındığında ise içinden bir şey geçiyor… Artık kendi eczanen ihtimal dahilinde diyorsun. Tabela asma hayali gerçekleşiyor ama içerisine raf koymak, ilaçları getirmek, çalışma düzeni kurmak, POS cihazı almak bile günler sürebiliyor. Sonra açılış günü gelip çatıyor ve ilk gelen müşteriyle göz göze geldiğin ilk anda her şey çok daha kıymetli oluyor…
İşte o yüzden sormuştu Gökhan yıllar önce… “Kaç yıl eğitim alman gerekiyor” demişti. Ben de şöyle bir yutkunmuştum. 5 yıl demek kolaydı ama bu yol boyunca döktüğün ter, uykusuzluk, stajda yaşanan mahcubiyet, sistemle boğuşmak, belge peşinde koşmak, bunların hepsi ek