Eczane Ruhsatı Almak Sandığınızdan Daha Müşkül mu
Hayaller mi Gerçekler mi Derken Öylece Kalakalmak
İnsanın kafasına bir fikir düştü mü kolay kolay yerinden sökülmüyor. Bazen ilham misali çakar geliyor, bazen de kök salıp yıllarca sizi izliyor. Eczane açmak da öyle bir heves işte. İnce beyaz önlük, raflara dizilmiş şişeler, tertemiz bir masa, belki bir iki saksı çiçek. Kendinize ait bir yer. Öyle dışardan bakınca parıl parıl parlayan bir dünya. Ama kapıdan içeri girince… O da başka bir âlem.
İşte geçen sene tam da bu hayalle yaşayan bir arkadaş anlatmıştı. Adı Mert. Üniversiteyi bitirince biraz nefes almak için hiç acele etmemişti. “Önce bir eczanede çalışayım, ortamı koklayayım” demiş. İyi de etmiş. Çünkü dışardan bakınca minnoş misali duran o eczane sandığımızdan çok daha dolambaçlı yollarla açılıyormuş. Öyle gidip dükkan kiralamakla, masa sandalye almakla olmuyor. Mert hafta sonlarını evrak toplamaya harcamış. Belediyeye git, İl Sağlık’a koş, harç yatır, tutanak al, kriter uydur. Hangi birini saysın. Hatta bir gün geldi, şöyle söyledi. “Ben hayatımda bu kadar çok kapıdan içeri girip de kendimi böyle garip hissetmemiştim.” Hakikaten de öyleydi.
Bir ruhsat almak dedikleri şey sadece ve sadece bir belge değil, sabrın kitabıymış. Zihinsel dayanıklılık testi misali. Hele ki eczane ruhsatı almak, gözlerinde parlayan o umut ışığını bile biraz soldurabiliyor. Çünkü karşına çıkan koşullar insana bazen nefes bile aldırmıyor. Sadece ve sadece amaç koyup yürümek yetmiyor. Detaylar boğazına kadar birikirken, bazen bir imza alabilmek için üç kere aynı yere gitmen gerekiyor.
Ruhsat Almanın İnce Kıvrımları ve Geçitleri
Sadece ve sadece eczacılık diplomanızın olması yetmiyor. Aman dikkat. Sayısız kişi “Diploma bende” diyerek seviniyor ama bu sevincin ömrü çok müstesil olmuyor. Çünkü eczane açmak için olmazsa olmaz belgeler o kadar çok ki, insan ister istemez “ben ne ara bu işe bulaştım” demeden duramıyor. Yer seçiminden başlayalım. Öyle rastgele bir yerde olmaz. Mevzuat diyor ki 3500 kişiye 1 eczane. Hesap kitap başlıyor. Semt kalabalık mı, çevrede başka eczane var mı, sağlık ocağı kaç metre yakında. Her yönüyle ölçülüp biçilmiş bir denklem. Bir mahalleye kaç kişinin taşındığı bile ruhsat alma şansınızı etkileyebiliyor.
Bir arkadaş Eskişehir’de yer bakıyordu. Tam da gönlüne göre bir dükkan bulmuştu. Camları büyük, ışık alıyor. Yol kenarında, ulaşımı kolay. Her şey dört dörtlük. Ama sonra öğrendi ki karşı köşede bir eczane varmış. 85 metre uzaklıkta. Mevzuata göre 100 metre altı olacaksa izin yokmuş. Hayaller başka bahara kalmıştı o gün. Gerçekten yüzünde o burukluğu görmeliydiniz. “Ben bunun için hayal kurmamıştım” dedi.
Sadece ve sadece yer uygun olacak diye düşünmeyin. Eczacı Odası onay vermeli. İl Sağlık Müdürlüğü dosyaları tek tek kontrol eder. Eksik varsa “tamamla gel” derler, o iş öyle kolayca kapanmaz. Yangın tüpünden lavaboya, çocuk emniyetinden ışıklandırmaya dek aklınıza gelmeyen her şey inceleniyor. Bazen gerçekten “bunun sonucunda mı gerekliymiş” dediğiniz detaylar yüzünden dosyanız tekrar tekrar masaya gelir.
Bu esnada metanetinizi yitirmemek şart. Zaten çalışma düzeni biraz da sabrı değer biçmek üzerine kurulu sanki. Ama en garibi şu. Herkes aynı sistemden geçiyor ama kiminin yolu çiçekli, kimininki taşlı oluyor. Bunun sonucunda tokat misali çarpıyor bazen. Çünkü prosedür aynı misali görünüyor ama pratik etme kısmında ruhsat kapısını açan anahtarlar da değişebiliyor.
İmza Sürecinden Harçlara Kadar Yanan Bir Ömürlük Bekleyiş
Öyle belgeleri topladık diye sevinecek olursanız, evet haklısınız ama işin sadece ve sadece yarısı o. Bir de o belgelerin üzerinden geçecek onca kişi, onca imza var. Her biri ayrı bir kapı. Kimi kapılar gıcırtıyla açılıyor, kimilerinin ise anahtarı kayıp misali. Ve bu kapılardan geçerken öyle şeyler yaşıyorsunuz ki ne romanlara sığar ne kısa filmlere. Bir ara Mert anlatmıştı. Tam da dosyasını teslim etmeye gidiyor, umutlu heyecanlı. Kapıdan içeri girdiğinde görevli kadın şöyle demiş. “Bu form 2022 versiyonu, biz artık 2023 ile çalışıyoruz.” Nefesini tutmuş içeri girdiği binadan, sessiz sessiz geri çıkmış. Küçük ama insan gururunu inciten detaylardan biri işte.
Sonra sıra geliyor birtakım harçlara. Eczane ruhsat harçları öyle “cebindeki bozuklukla” halledeceğin şey değil. Belediyeye dedikleri misali, İlaç ve Eczacılık Heryerde rastlanan Müdürlüğü’ne de paralar yatırılıyor. Her seferinde “küçük bir meblağ” misali sunuluyor ama birikince dağ misali oluyor. Çoğu kişi bu kadar harcayacağını hesap etmiyor başta. Hele küçücük bir adres düzeltme bile yeniden işlem yapmayı, yeniden harç ödemeyi gerektirebiliyor.
Bir tanesi şöyle demişti. “Ruhsatın ucunda eczane açmak yoksa şahsen bu kadar uğraşmazdım.” Katılmamak elde değil. Çünkü sadece ve sadece işinizi kurmak için değil, adeta sistemin sizden ne istediğini anlamaya çalışarak da para harcıyorsunuz. Ve çoğu zaman bu çözümsüz bir kelimelik hata yüzünden olabiliyor.
Ama bu müstesil ve sıkıcı süreçlerde insan en çok anlayış bekliyor. Şefkatli bir yüz, empati kuran bir görevli. Bazen kaybettiğiniz belge için “neyse canım olur böyle” diyen biri bile içimizi ısıtıyor. Çünkü çalışma düzeni acımasız. Bazen yoruyor, bazen yıldırıyor ama o belgeyi elinize aldığınızda yaşadığınız sevinç de tarifsiz oluyor.
Sonunda O Belge Geldiğinde Anlam Kazanan Yorgunluk
Günler geçiyor. Aylar geçiyor. Dosyanız sürünüyor. İşler yavaş ilerliyor. Bazı günler karamsarsınız. Bazen ise “olacak” diyorsunuz. Ta ki o gün gelene kadar. O sabah Mert aramıştı. Sesi titriyordu. “Bugün aradılar. Ruhsat hazırmış.” Sustu bir süre. Sonra bir kahkaha attı. O kahkaha her şeye bedeldi.
Öyle bir şey ki, eczane açma ruhsatı eline geçtiği anda tamamı o bekleyişin, koşuşturmanın, hayal kırıklıklarının anlamı oluyor bir anda. O belgeyi dosyadan çıkardığında “İşte bu!” diyorsun. O an hayat seni alkışlıyor sanki. Yorgunsun evet ama içten içe gururlusun. Çünkü herkesin göze almadığı yolları geçtin. Herkesin takıldığı noktaları aştın. Açılmadık kapıları çaldın. Bazen geri döndün ama yine de vazgeçmedin.
Ama doğrusu şu ki, bu aşama insanı dönüştürüyor. Sabırla tanışıyorsun önce. Sonra müdebbir olmayı öğreniyorsun. İkili ilişkilerin önemini anlıyorsun. Belki de en önemlisi, her işin yalnızca isteyince olmayacağını kavrıyorsun. Hele ki bu devirde dayanıklılık, veri kadar kıymetli. Ve bu aşama de tam da sizi bununla sınav ediyor.
Bazıları diyebilir ki “bu kadar sıkıntıya girmeye ne gerek var” ama aslında işin püf noktası burada. Gerçekten adanmak. Gerçekten bu işe sevdalanmak. Çünkü bu çalışma düzeni herkese göre değil. Başta heyecanla adım atan sayısız kişi “zoruna geldi” diye yarıda bırakıyor. Ama öyle kolayca pes etmeyenler, bir mucizeyi eline almış misali sevinç duy