Eczane Ruhsatı Başvurularında En Çok Reddedilen Sebepler
Sana bir şey anlatayım. Geçen yıl bir arkadaşım vardı. Adı Melis. Eczacılık fakültesinden mezun olduğunda gökyüzü daha bir maviydi onun için. Hayalleri kocaman. Kafasında hep aynı fikir dönüp dururdu. Kendi eczanesini açmak. Bir yönüyle kendine ait bir ev kuracak gibiydi. Tabelasında kendi ismini gördüğü an, çocukken elma şekeriyle dans eden heyecan gibiydi içinde. Ama… işte o olandan sonra o renkli hayal bir anda griye döndü.
Eczane açmak isteyenler için en sessiz düşman Lokasyon uyumsuzluğu
Bak şimdi… Bir kural var, herkesin bilmediği ama bilmeyince tokat misali yüzünüze çarpan cinsten. İlla ki illa ki belirli bir nüfus kriteri gerekiyor. Belirli bir bölgeye bir yeni eczane daha açılacaksa, o semtteki var olan eczane sayısıyla o bölgenin nüfusu arasında büyülü itidal gerekiyor. Bu adeta matematikle ruhsatçılığın kol kola gezişi misali bir şey. Yoksa o sevimli “eczane” tabelasını hayallerine çakarsın da gerçekte duvara çakamazsın.
Melis tam da bu hataya düştü. Yeri beğendi. İşlek cadde, okul karşısı, bir de park var yanında. “Buradan geçim sağlanır” dedi. Hatta bir kaç eczacı da “valla güzel yer, alırsan kaçırma” dedi. Ama kağıtlar kurulduğunda ortaya çıktı ki meğer o bölgeye bir tık fazla eczane varmış. Reddedildi. Ruhsat başvurusu ellerinde yanık ekmek misali kaldı. Hani derler ya, niyet üzüm yemek ama bakarsın elindeki zehirliymiş.
En çok şurada hata yapılıyor. Yer bulup kiralanıyor önce. Dekorasyona da başlıyorlar bazen. Ta ki başvuru kağıtlarına kadar her şey mükemmel. Ama o nüfus! Meğer rakamsal bir tuzağa basılmış misali… İşte orada takılıyor ruhsat treninin tekerleği raydan. O yüzden önce belediyeye, sonra eczacı odasına, sonra Sağlık İl Müdürlüğüne bolca uğraman gerek. Önce kafana haritayı koyacaksın, sonra kalemi oynatacaksın. Uymayan bölgelere başvurmak mezarlığı ziyaret etmek misali oluyor sessiz, sonuçsuz ve kırık düşüncelerle dolu.
Gerçek dışı ortaklıklar ve geriye dönük krizler İş yeri sahipliği kazaları
Duydun mu hiç? Bazı insanlar sırf eczane açabilmek için “mış misali” ortaklıklar kuruyorlar. Hani bir kağıt işi olur da aslında kalpten bir bağ yoktur, öyle şeyler. İşte mevzuat bu yüzden çok katı. Eğer eczacı değilsen ama bir eczacıyla ortak ya da kiracı olacaksan, çok müteyakkız olman şart. Çünkü sayısız dosya, eczane işletmesinin başında fiilen bulunmayan eczacılar yüzünden rafa kaldırılıyor.
Bunu bir avukat dostum söyledi. Bir keresinde, danışanlarından biri başka bir şehirde yaşıyormuş ama burada eczane açmak için kağıtları imzalatmış. Sözde eczacı burada çalışacak ama asıl kişi başka memlekette. Tespit edilmiş. Ruhsat da o an ip çekilmiş balon misali. Herkes şaşkın. Kağıtlar tamam, bürokrasi geçmiş, iç dekorasyon şahane. Eczane ışıkları yanacakken bir odaya çağrılmış ve denmiş ki Kardeşim, burası senin “gerçek” adresin mi?
Gerçek olmayan şeyler müstesil sürmüyor. Bu tarz davalarda geri dönüp “fiili denetim” yapılmış. Kameraya bakılmış, kargo fişlerine, telefon konuşmalarına… Ve hepsi çarşaf misali önlerine serilmiş. Çünkü Sağlık Bakanlığı artık “mış misali”siyle uğraşmıyor. Gerçek olana sevdalanıyor. Burada dürüstlük en büyük yapı taşı. Yoksa bir gün, eczanenin camındaki “Açılışa mahsus indirim” yazısıyla uğraşırken, ruhsatın elinden geri alınması duygulandırır. Hem de hiç hazırlıksızken.
İmar ve tapu uyuşmazlıklarının sessiz başarısızlığı
Herkes zannediyor ki, uygun yer bulması yeterli. Alıyorlar bir ofis ya da dükkân. Bomboş camın önünde hayal kuruyorlar. Ama sana başka bir şey anlatayım. Tapu senin olduğunu söylüyor ihtimal dahilinde. Belediyeden “ticari alan” diye geçebilir. Ama Sağlık Müdürlüğü dosyayı açtığında, binanın statüsüyle senin hayalin kol kola yürümüyor ihtimal dahilinde. Burası mahalle bakkalı değil. Her metrekareyi kontrol ediyorlar. Tavanda enfeksiyon riski olur da fark edilmez mi? Duvar kalınlığı, lavabo yüksekliği, hatta hava sirkülasyonu… Her şey bir noktada öne çıkıyor.
Geçenlerde, bir başka başvuruda arkadaşlardan birisi binanın iskânı alınmış dedi. Sonra bir yazı geldi. Meğer arkat taraf acil çıkış sayılmamış. Yangın merdiveni yokmuş. Ruhsat için başvuru dosyası geldi, sonra döndü. İçinde sadece ve sadece “şartları sağlamıyor” yazıyordu. O bina 5 yıl boyunca boş kaldı. Çünkü eczane ruhsatına göre değil, apartman içindeki dükkânlara göre yapılmış.
Eskiden bu işler daha gevşekti söyleyen olur. Belki geçmişte gözden kaçırılıyordu ama şimdi öyle bir dünya kalmadı. Her şey kontrol altında. Tamamı o detaylar kağıtta “küçük yazı” misali durur ama ruhsatın kaderi olur. Bilhassa metrekare hesabı. Ne bir fazlası, ne bir eksiği affedilmiyor. Tabi bir de eczanelerin birbirlerine olan mesafesi. Harita kırmızı alan verdi mi? Geçmiş olsun.
Bir başka konu da binada başka bir sağlık tesisi olması. Bazen apartmanın alt katında bir diş kliniği oluyor. Bunun sonucunda eczane açılmasına mani sayılıyor. “Ama onlar değişik dal” deyip sorgulayan çok kişi var. Ama yine olmuyor. Çünkü kural, çizilmiş. Ve birisi o kurala uymayınca, diğeri de hakkını alacağım diye uğraşıyor. Derin bir sessizlik oluşuyor. Beklentiler çöküyor.
Eksik belgelerin büyük bozgunu ve prosedürel sürprizler
Bilir misin, bir başvuru süreci bazen çay demlemek gibidir. Su kaynasa da, çaydanlık yoksa hiçbir şey olmaz. Ruhsat başvurularında da öyle. Herkes tapuyu, kira kontratını, mesafeyi ayarlamış ama biri sadece ve sadece “yangın raporunu almayı unutmuş”. Ve bu yüzden işlemler yarım kaldı. Büyük umutlarla başvurulan dosya, ufak bir belge yüzünden döndü. Küçücük bir kağıt parçası, aylardır kurulan hayalin önüne duvar ördü.
Yani öyle içinden çıkılması müşkül belgeler değil aslında. Ama öyle anlık da geçilmiyor. Bazen yangın raporu haftalar alıyor. Bazen sağlık uygunluk belgesi için zemin kaplaması baştan yaptırılıyor. İçeriye giren müfettiş, lavabonun ilk kurulumunu beğenmezse diyebiliyor “Bu eczane şartlarını sağlamıyor.” O an soğuyorsun. İçin acıyor. Ne yapayım da yetişeyim diyorsun.
Bir arkadaşım anlatmıştı. Asıl belgeler tamam. Ama imza yetkisi yanlış kişiye verilmiş. Dilekçeyi yazanla ruhsatı alacak olan değişik adrese kayıtlı. Mahkeme kağıdı misali açılmış dosyalar, kurullarda karışmış. Bir silgiyle düzeltilecek misali değil. Elden geleni yapmış ama aşama sonsuza uzamış misali hissettirmişti.
İşin tuhafı, bazen düzeltmeler yapılabiliyor. Ama bazı evrak hataları var ki, dükkândan önce güveni götürüyor. Bilhassa de işin içine vekâletnameler girdi mi, bir anda herkes birbirine yan bakmaya başlıyor. Gerçekten bu eczanenin sahibi kim? Kim aldı ruhsatı? Kim orada olacak? Bu sorular