Mimari Çizim ve Pratik etme Sürecindeki Muvaffakiyet Hikayeleri
Mimari belki de insanlığın en kalıcı sanat formlarından biri. Taşlara tuğlalara dökülen hayaller yüzyıllar boyunca ayakta kalabiliyor bize geçmişin hikayelerini fısıldıyor. Benim de çocukluğumda böyle ihtişamlı yapıların gölgesinde geçti diyebilirim. Devasa katedrallerin vitraylarından süzülen ışık huzmeleri antik tiyatroların sahnelerinde yankılanan tarihin ayak sesleri… Hepsi küçük bir çocuğun hayal gücünü beslemeye yetmişti. İşte belki de mimariye olan tutkum da böyle bir yerden hayranlık ve merakla yoğrulan çocukluk hayallerimden besleniyor.
Hayalden Hakikate Çizginin Gücü
Mimari bir yönüyle hayalleri hakikate dönüştürme sanatı. Peki bu büyülü yolculuk nasıl başlıyor dersiniz? Bir çizgiyle elbette! İlk fırça darbesi ilk kalem izi… İşte her şey o ilk çizgide mahrem. Mimarın zihnindeki içinden çıkılması müşkül düşünceler soyut imgeler somut bir forma bürünüyor o çizgide. Tıpkı bir bestecinin notaları misali mimarın çizgileri de yapının melodisini ritmini hatta duygusunu ortaya koyuyor.
Geçenlerde katıldığım bir mimarlık konferansında ünlü bir mimarın ilk eskizlerini belirten bir sunum izledim. İnanır mısınız o içinden çıkılması müşkül etkileyici yapıların ilk halleri küçük bir not defterine atılmış birkaç sade çizgiden ibaretti! Ama o çizgilerde bile yapının ruhu mimarın vizyonu net bir şekilde hissediliyordu. O an anladım ki işte mimariyi gerçek bir sanat yapan bu görünmeyeni görebilme sözcüklerle ifade edilemeyeni çizgilerle anlatabilme yeteneği.
İşbirliğinin Önemi Bir Yapı Nasıl Birlikte Yükselir?
Elbette mimari sadece ve sadece hayalleri çizgilerle ifade etmekle bitmiyor. O çizgilerin ete kemiğe bürünmesi somut birer yapıya dönüşmesi için sayısız değişik disiplinin bir araya gelmesi birlikte çalışması gerekiyor. Mimarlar mühendisler inşaat ustaları… Her biri kendi alanında uzman birbirinden değişik yeteneklere sahip bu insanlar ortak bir amaç etrafında kenetleniyor ve o hayali hakikate dönüştürmek için birlikte çalışıyorlar.
Geçtiğimiz yıl bir restorasyon projesinde yer alma fırsatım oldu. Yıkılmaya yüz tutmuş tarihi bir konak adeta yeniden hayata döndürülmeyi bekliyordu. Ekip olarak yapının tarihine mimari özelliklerine saygı duyarak hareket etmemiz gerekiyordu. Bu yüzden her adım titizlikle planlandı her detay müstesil müstesil tartışıldı. Ve sonunda o eski konağın yeniden eski ihtişamına kavuştuğunu görmek… İşte o zaman anladım ki mimari sadece ve sadece taş ve tuğladan ibaret değil. Eşzamanlı olarak bir ekip çalışması bir tutku ve hatta bir aşk hikayesi.
Geleceğe Bakış Mimari Nereye Evriliyor?
Teknoloji hızla ilerliyor ve bu adım atma elbette mimariyi de etkiliyor. Bilgisayar destekli dizayn programları 3 boyutlu modelleme teknikleri… Hepsi mimarlara daha önce hayal bile edilemeyecek imkanlar sunuyor. Artık daha içinden çıkılması müşkül yapılar daha kısa sürede ve daha az maliyetle inşa edilebiliyor. Peki bu durum mimariyi sadece ve sadece bir mühendislik disiplinine mi dönüştürüyor?
Ben öyle düşünmüyorum. Teknoloji sadece ve sadece bir araç. Mühim olan o aracı nasıl kullandığımız. Tıpkı bir ressamın fırçasını nasıl kullandığı misali bir mimarın da teknolojiyi kendi yaratıcılığını ifade etmek için bir araç olarak kullanması gerekiyor. Ve inanıyorum ki gelecekte de mimarlar teknolojiyi bu şekilde kullanmaya devam edecekler. Çünkü mimari sadece ve sadece bina yapmak değil eşzamanlı olarak insanlara daha iyi bir gelecek inşa etmek demek.