Yeni Eczane Açacakların Kesinlikle, şüphesiz Okuması Gerekenler

Bazen hayatta yeni bir yol açmak, tabelasını bile asmadığın bir düşe saplanıp kalmakla başlıyor. Eline aldığın bir balyoz misali iniyor kararın gönlüne. Diyor ki içten içe, zamanı geldi. Eczane açmak işte tam da böyle bir karar. Ne tam hayal ne tam kati gerçek, içinde umut kırıntısıyla çırılçıplak kalmış bir çaba. Hani bazen gece otururken birden için ürperir ya, öyle. Eczane açma fikri de biraz böyle bir his. Kolay mı, değil. İmkansız mı, hiç değil. Ama net olan bir şey var ki, taşın altına el değil kol sokuluyor.
Daha dün bir tanıdıkla yeni bir eczane açmak üzerine konuştuk. Bir telaş, bir heyecan… Ama içinde korku da vardı. Herkesin gözlerinde aynı tereddüt, aynı yanıtı belirsiz sorular vardı. Bu iş nasıl yapılır, ne kadar sermaye lâzım, ruhsat işinde bir karışıklık çıkarsa ne yapmalı… Hepsi döndü durdu kafasında. Ben de kafamda bin defa evirip çevirdiğim o ilk günleri hatırladım. İnsanı hem heyecanlandıran hem de azıcık yoran o ilk adım günlerini. İşte bu yazıda biraz o günlerden gelen deneyimle, biraz da bugünkü akıldan beslenerek sana doğru düzgün bir dertleşme tarzında anlatmaya çalışacağım. Bu yola girmeyi düşünüyorsan, en az bir kere okumalısın. Çünkü bazen veri değil, doğru soruları bilen bir dost gerekir.

Hayal Kurmak ve Gerçekle Yüzleşmek

Kulağa hoş gelen her fikir güzel bir hayalle başlıyor. Hayal dediğim şımartılmış bir fikir değil burada. Gece uykudan uyandıran, sabah ise kahvenin yanında çiseleyen bir teşvik. Ve bu hayal, gözünde bir tabela, içinde sistematik gelir hayali, biraz da başkasına bağlı kalmama sevdasıyla büyüyor. Bu tam da bir eczane açmak öncesindeki o tatlı kelebeklenme aslında. Fakat iş sadece ve sadece hayalde kalırsa ne oluyor biliyor musun… Çürümeye başlıyor içten içe. Çünkü hareket etmeyen fikir, zamanla korkuya dönüşüyor.
Kuru bir hayal değil bu iş. Gidip yer bakmak, adresin uygunluğunu değer biçmek, nüfus kriterlerini değer biçmek gerekiyor. Eczane açılmadan önce nüfusa göre mesafe şartını öğrenmiş miydin mesela? Çok sevdiğin bir semtin tam ortasında olduğunda bile, çalışma düzeni yoğunsa, açamazsın. Ve burada duygusal değil mantıklı düşünmek gerekiyor. O mahalleyi seviyor olabilirsin ama çalışma düzeni ‘buraya olmaz’ dedi mi, boyun eğiyorsun.
Yine de pes etmek yok. Çünkü bir yerin uygun olmaması yolun sonu değil. Sadece ve sadece bir viraj. O virajdan dönerken aslında daha iyi bir caddeye çıkman olası. Bunu bir arkadaşım yaşamıştı mesela. İlk planladığı yeri alamamıştı ama birkaç ay içinde daha işlek bir sokakta çok daha işe yarayan bir yer bulmuştu. Bazen olan bitenin sana ne armağan getireceğini hiç bilemiyorsun.

Ruhsat İşleri ve Bürokrasi Hırpalanması

Bak bu kısım biraz acılı. Çünkü herkes işin hayalini kurarken, ruhsat lafını duyunca yüz kasları geriliyor. Sanki bir gergin yay misali. Dürüst olayım, eczane açma ruhsatı almak mütevekkil insan işi. Ama seni yıldırmak istemem. Çünkü kurbanı çok olmuş durumda bu sürecin. Bu oyunun kuralı belli ama kurallar cümleden önce değil, ortasında söyleniyor. O yüzden ilk başta net veri almak çok müşkül. Halbuki mesele net önce bir eczacılar odasına uğranacak, sonra İl Sağlık Müdürlüğü devreye girecek.
Bir tanıdık geçen hafta “Dosyada bir evrak eksikti, süreci komple başa sardılar” dedi. Düşün, bir imza uğruna haftalar gidiyor. İşte orada gerçekten hırpalanıyor insan. Bir şeye hazır olduğunu sanırken ‘bir imza yokmuş’ denmesi sinir bozar. Ama burası Türkiye. Her ihtimali düşünmek gerekiyor. Eksik evrak işin doğasında var. O yüzden her şeyi birkaç kere denetlemek gerekiyor. “Tamam, oldu bu iş” dememek lâzım. Çünkü o dosya İl Sağlık’a gitti mi, orası evrak değil psikolojik test misali. Senden sabır ölçüyorlar sanki.
Ama sonra o evraklar tamamlanıyor, o satırlar imzalanıyor. O an geldiğinde, sanki yıllardır yürüdüğün bir yolda tabelan asılıyor misali hissediyorsun. Orası senin alanın artık. Ve o an, tamamı stresin ödülünü getirir.

Mimari Çizimler, Raflar ve Kimlik Verme Hali

İlginçtir, bazı insanlar için bir dükkanda ilk bakılan şey rafların düzenidir. Hatta geçenlerde biri gelip abi bu cam ankastre mi misali tuhaf bir şey sordu. O an anlamıştım, insanlar sadece ve sadece ilaç almaya değil, güven almaya geliyor. Bu yüzden işin mimari tarafı asla hor görülmesin. Eczaneyi sadece ve sadece dört duvar ve iki dolap olarak görürsen büyük hata edersin. Çünkü eczane dediğin şey sadece ve sadece ilaç satma yeri değil. O senin yüzün. Kimliğin. Üslubun.
İlk eczanemi düzenledikten sonra, bir büyüğüm “burası senin dengen” demişti. Ne kadar haklıymış. Çünkü bir eczane, seni sen yapanın yansıması menü misali. İçeri giren kişi önce göz hizasına bakar, sonra aşağı. O yüzden raflar sistematik olmalı, oturma alanı varsa özenilmeli. Işıklandırma, tezgah hizası, hastayla kuracağın diyalog mesafesi bile mühim. Çünkü eczacı halka en yakın sağlık uzmanıdır. Senin enerjin, düzenin, kıyafetin bile o güven duygusunu etkiler.
Bir keresinde elektriği kesilmiş bir eczaneye girmiştim. Her yer karanlık. Kırmızı ışıkla aydınlatılmış bir veri ekranı yanıp sönüyordu. Oradaki çalışan “sistemde sıkıntı oldu” dedi. O an yaşadığım güven kaybını anlatamam. O yüzden sen olursan, detaylara ihtimam göster. Çünkü detay güven verir. Ve eczane güven yeridir, ilaç satmak ikinci sıradadır.

İnsanlar, Müşteriler ve Yüzleşme Hali

En duygulu kısım burası açıkçası. Fazla ticari misali durur ama değil. Çünkü eczacı olmak, sabaha karşı fenalaşan bir çocuğun annesine “panik yapma” demek. Ve umut vermek. Burası ilaç satan dükkân değil, bazen şifa dağıtan narin bir köşe. İnsanların seni araması değil, sana güvenmesi lazım. Bu yüzden eczane işletmek sadece ve sadece satış değil, etkileşim sanatıdır.
Geçen gün bir yaşlı kadın elindeki reçeteyi uzatırken elleri titriyordu. “Hepsi aynı mı?” diye sordu. O an zaman durdu misali oldu. O soru aslında Ben hala üzerime düşeni yapabiliyor muyum? demekti. Onu geçiştirmek yerine biraz sohbet ettim. Ne kadar teşekkür ettiğini bilemezsin. Bu işte duygusal bağ kurmak, sadakati getiriyor. Benim en eski müşterim hâlâ 12 yıl daha önce, ilk reçetesini yazdığım kişi. “Siz olunca içim müreffeh ediyor” diyor. O cümle, gün boyunca yaşadığım tamamı sıkıntıya değer.
Ticari bakış açısıyla bakarsan, müşteri kazanırsın. Ama samimiyetle yaklaşırsan, ömürlük dostların olur. O yüzden çalışan seçerken bile karaktere odaklanmalısın. Veri öğretilir ama sabır ve anlayış doğuştandır. Elindeki reçeteye değil, hastanın gözlerine bakmaya cesaret edebilen biri varsa karşında, işte o zaman eczane eczane olur.
Birde şu var. Sosyal medya meselesi. Geçenlerde biri “Eczanenin Instagram’ı var mı?” diye sordu. İlk garipsedim ama sonra düşündüm, neden olmasın diye. Artık herkes dijitalde. Sen de varsın. Azıcık da olsa eczaneni dijitalde tanıt. Yeni ürün varsa paylaş